As-Saffat( الصافات)
Original,King Fahad Quran Complex(الأصلي,مجمع الملك فهد القرآن)
show/hide
Suat Yildirim(Suat Yıldırım)
show/hide
بِسمِ اللَّهِ الرَّحمٰنِ الرَّحيمِ وَالصّٰفّٰتِ صَفًّا(1)
Yemin ederim o saf saf dizilenlere,[37,165](1)
فَالزّٰجِرٰتِ زَجرًا(2)
Sevk-u idare edip menedenlere,(2)
فَالتّٰلِيٰتِ ذِكرًا(3)
Kitap okuyanlara ki [77,5-6](3)
إِنَّ إِلٰهَكُم لَوٰحِدٌ(4)
Sizin ilahınız bir tek İlahtır.(4)
رَبُّ السَّمٰوٰتِ وَالأَرضِ وَما بَينَهُما وَرَبُّ المَشٰرِقِ(5)
O, hem göklerin, yerin ve ikisi arasında olan bütün varlıkların, hem de Güneş'in bütün doğuş yerlerinin Rabbidir. [70,40; 55,17](5)
إِنّا زَيَّنَّا السَّماءَ الدُّنيا بِزينَةٍ الكَواكِبِ(6)
Biz yere en yakın semayı yıldızlarla süsledik. [67,5; 15,16-18](6)
وَحِفظًا مِن كُلِّ شَيطٰنٍ مارِدٍ(7)
Ve orayı her türlü şeytandan koruduk.(7)
لا يَسَّمَّعونَ إِلَى المَلَإِ الأَعلىٰ وَيُقذَفونَ مِن كُلِّ جانِبٍ(8)
Onlar Mele-i Âla'ya yükselip dinleyemezler ve her taraftan bombardımana tutulurlar.(8)
دُحورًا ۖ وَلَهُم عَذابٌ واصِبٌ(9)
Dinlemeye kalksalar kovulup atılırlar. Hem onlar için devamlı bir azap vardır.(9)
إِلّا مَن خَطِفَ الخَطفَةَ فَأَتبَعَهُ شِهابٌ ثاقِبٌ(10)
Ne var ki içlerinden birisi bir söz kırıntısı kapmayı başarırsa, derhal yakıcı ve delici bir ışın onu kovalar. [15,8-12](10)
فَاستَفتِهِم أَهُم أَشَدُّ خَلقًا أَم مَن خَلَقنا ۚ إِنّا خَلَقنٰهُم مِن طينٍ لازِبٍ(11)
Onlara bir sor bakalım: Kendileri mi yaratılışça daha güçlü kuvvetli, yoksa Bizim diğer yarattıklarımız mı? Doğrusu Biz onları, yapışkan bir çamurdan yarattık. [40,57](11)
بَل عَجِبتَ وَيَسخَرونَ(12)
Ne var ki sen onların haşri inkâr etmelerine şaşırıyorsun, onlar ise seninle alay ederler.(12)
وَإِذا ذُكِّروا لا يَذكُرونَ(13)
Kendilerine nasihat edildiğinde uyarmaları dikkate almazlar.(13)
وَإِذا رَأَوا ءايَةً يَستَسخِرونَ(14)
Gerçeği gösteren bir delil veya bir mûcize görseler, başkalarını da onunla alay etmeye çağırır ve “Bu, derler, besbelli bir sihir! Demek biz öldükten, hem de çürümüş kemik ve toz toprak haline geldikten sonra, biz mi dirilecek mişiz! Gelmiş geçmiş babalarımız ve dedelerimiz de mi dirilecekler!”(14)
وَقالوا إِن هٰذا إِلّا سِحرٌ مُبينٌ(15)
Gerçeği gösteren bir delil veya bir mûcize görseler, başkalarını da onunla alay etmeye çağırır ve “Bu, derler, besbelli bir sihir! Demek biz öldükten, hem de çürümüş kemik ve toz toprak haline geldikten sonra, biz mi dirilecek mişiz! Gelmiş geçmiş babalarımız ve dedelerimiz de mi dirilecekler!”(15)
أَءِذا مِتنا وَكُنّا تُرابًا وَعِظٰمًا أَءِنّا لَمَبعوثونَ(16)
Gerçeği gösteren bir delil veya bir mûcize görseler, başkalarını da onunla alay etmeye çağırır ve “Bu, derler, besbelli bir sihir! Demek biz öldükten, hem de çürümüş kemik ve toz toprak haline geldikten sonra, biz mi dirilecek mişiz! Gelmiş geçmiş babalarımız ve dedelerimiz de mi dirilecekler!”(16)
أَوَءاباؤُنَا الأَوَّلونَ(17)
Gerçeği gösteren bir delil veya bir mûcize görseler, başkalarını da onunla alay etmeye çağırır ve “Bu, derler, besbelli bir sihir! Demek biz öldükten, hem de çürümüş kemik ve toz toprak haline geldikten sonra, biz mi dirilecek mişiz! Gelmiş geçmiş babalarımız ve dedelerimiz de mi dirilecekler!”(17)
قُل نَعَم وَأَنتُم دٰخِرونَ(18)
De ki: “Evet, diriltilecek, hem de zelil ve perişan bir vaziyette diriltileceksiniz!(18)
فَإِنَّما هِىَ زَجرَةٌ وٰحِدَةٌ فَإِذا هُم يَنظُرونَ(19)
Bu iş için sadece bir tek emir yeter! Bir de bakarsınız ki hepsi dirilmiş, etraflarına bakınıyorlar.(19)
وَقالوا يٰوَيلَنا هٰذا يَومُ الدّينِ(20)
“Eyvah, bize!” derler, “İşte bize bahsedilen hesap günü!”(20)
هٰذا يَومُ الفَصلِ الَّذى كُنتُم بِهِ تُكَذِّبونَ(21)
Melekler de: “Evet, evet bu, sizin yalan saydığınız hüküm günüdür!” derler.(21)
۞ احشُرُوا الَّذينَ ظَلَموا وَأَزوٰجَهُم وَما كانوا يَعبُدونَ(22)
Yüce Allah meleklere şöyle emreder: “O zalim müşrikleri, yoldaşlarını ve Allah'tan başka putlaştırdıkları nesneleri toplayın ve hepsini doğru cehenneme sevk edin! Hem tutuklayın onları, çünkü sorguya çekilecekler!” [17,97](22)
مِن دونِ اللَّهِ فَاهدوهُم إِلىٰ صِرٰطِ الجَحيمِ(23)
Yüce Allah meleklere şöyle emreder: “O zalim müşrikleri, yoldaşlarını ve Allah'tan başka putlaştırdıkları nesneleri toplayın ve hepsini doğru cehenneme sevk edin! Hem tutuklayın onları, çünkü sorguya çekilecekler!” [17,97](23)
وَقِفوهُم ۖ إِنَّهُم مَسـٔولونَ(24)
Yüce Allah meleklere şöyle emreder: “O zalim müşrikleri, yoldaşlarını ve Allah'tan başka putlaştırdıkları nesneleri toplayın ve hepsini doğru cehenneme sevk edin! Hem tutuklayın onları, çünkü sorguya çekilecekler!” [17,97](24)
ما لَكُم لا تَناصَرونَ(25)
Ne oldu size, neden birbirinize yardım etmiyorsunuz?(25)
بَل هُمُ اليَومَ مُستَسلِمونَ(26)
Doğrusu bugün onlar birbirini yardımdan mahrum bırakıp azaba teslim etmişler, acz içinde kıvranmaktadırlar.(26)
وَأَقبَلَ بَعضُهُم عَلىٰ بَعضٍ يَتَساءَلونَ(27)
Birbirlerine dönüp itham ederek karşılıklı soru yöneltirler. [40,47-48; 34,31-33](27)
قالوا إِنَّكُم كُنتُم تَأتونَنا عَنِ اليَمينِ(28)
Tâbi olanlar önderlerine: “Siz, derler, bize (en çok önem verdiğimiz taraftan), sağ cihetten gelir, ısrarla size tâbi olmamızı isterdiniz?”(28)
قالوا بَل لَم تَكونوا مُؤمِنينَ(29)
“Hayır, bilakis! derler öbürleri, siz zaten iman eden kimseler değildiniz. Hem bizim, sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu ki! Bilakis, siz azgın bir gürûh idiniz!”“Ne dersek boş! Artık Rabbimizin azap hükmü hakkımızda kesinleşti. Biz hak ettiğimiz cezayı mutlaka tadacağız. Evet, sizi biz kışkırttık, çünkü biz de azmış durumdaydık.”(29)
وَما كانَ لَنا عَلَيكُم مِن سُلطٰنٍ ۖ بَل كُنتُم قَومًا طٰغينَ(30)
“Hayır, bilakis! derler öbürleri, siz zaten iman eden kimseler değildiniz. Hem bizim, sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu ki! Bilakis, siz azgın bir gürûh idiniz!”“Ne dersek boş! Artık Rabbimizin azap hükmü hakkımızda kesinleşti. Biz hak ettiğimiz cezayı mutlaka tadacağız. Evet, sizi biz kışkırttık, çünkü biz de azmış durumdaydık.”(30)
فَحَقَّ عَلَينا قَولُ رَبِّنا ۖ إِنّا لَذائِقونَ(31)
“Hayır, bilakis! derler öbürleri, siz zaten iman eden kimseler değildiniz. Hem bizim, sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu ki! Bilakis, siz azgın bir gürûh idiniz!”“Ne dersek boş! Artık Rabbimizin azap hükmü hakkımızda kesinleşti. Biz hak ettiğimiz cezayı mutlaka tadacağız. Evet, sizi biz kışkırttık, çünkü biz de azmış durumdaydık.”(31)
فَأَغوَينٰكُم إِنّا كُنّا غٰوينَ(32)
“Hayır, bilakis! derler öbürleri, siz zaten iman eden kimseler değildiniz. Hem bizim, sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu ki! Bilakis, siz azgın bir gürûh idiniz!”“Ne dersek boş! Artık Rabbimizin azap hükmü hakkımızda kesinleşti. Biz hak ettiğimiz cezayı mutlaka tadacağız. Evet, sizi biz kışkırttık, çünkü biz de azmış durumdaydık.”(32)
فَإِنَّهُم يَومَئِذٍ فِى العَذابِ مُشتَرِكونَ(33)
O halde o gün hepsi azap çekmekte müşterektirler.(33)
إِنّا كَذٰلِكَ نَفعَلُ بِالمُجرِمينَ(34)
İşte Biz suçlulara böyle davranırız.(34)
إِنَّهُم كانوا إِذا قيلَ لَهُم لا إِلٰهَ إِلَّا اللَّهُ يَستَكبِرونَ(35)
Çünkü onlara “Allah'tan başka ilah yok!” denildiğinde, kibirlenip kafa tutarlar ve: “Deli bir şairin sözüne bakarak hiç biz ilahlarımızı bırakır mıyız, olacak iş mi bu?” derlerdi.(35)
وَيَقولونَ أَئِنّا لَتارِكوا ءالِهَتِنا لِشاعِرٍ مَجنونٍ(36)
Çünkü onlara “Allah'tan başka ilah yok!” denildiğinde, kibirlenip kafa tutarlar ve: “Deli bir şairin sözüne bakarak hiç biz ilahlarımızı bırakır mıyız, olacak iş mi bu?” derlerdi.(36)
بَل جاءَ بِالحَقِّ وَصَدَّقَ المُرسَلينَ(37)
Hayır! o deli değildir. O size gerçeğin ta kendisini getiren ve bütün peygamberleri tasdik eden bir resuldür. [41,433; 21,92](37)
إِنَّكُم لَذائِقُوا العَذابِ الأَليمِ(38)
Siz yarın âhirette elbette o acı azabı tadacaksınız. Ama aslında siz sadece yaptıklarınızın karşılığını göreceksiniz (yoksa size bundan fazla bir azap verilmeyecek).(38)
وَما تُجزَونَ إِلّا ما كُنتُم تَعمَلونَ(39)
Siz yarın âhirette elbette o acı azabı tadacaksınız. Ama aslında siz sadece yaptıklarınızın karşılığını göreceksiniz (yoksa size bundan fazla bir azap verilmeyecek).(39)
إِلّا عِبادَ اللَّهِ المُخلَصينَ(40)
(Lâkin Allah'ın) ihlasa erdirdiği kulları, yaptıklarının mükâfatını, kat kat fazlasıyla alacaklardır. [103;1-3; 95,4-6; 19,71-72; 74,38](40)
أُولٰئِكَ لَهُم رِزقٌ مَعلومٌ(41)
Onların, tarife hacet olmayan, her yönden mükemmel bir nasipleri vardır, onlara meyveler vardır. Ve onlar hep izzet ve ikramla ağırlanırlar.(41)
فَوٰكِهُ ۖ وَهُم مُكرَمونَ(42)
Onların, tarife hacet olmayan, her yönden mükemmel bir nasipleri vardır, onlara meyveler vardır. Ve onlar hep izzet ve ikramla ağırlanırlar.(42)
فى جَنّٰتِ النَّعيمِ(43)
Naim cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde otururlar. Kaynağından taze doldurulmuş, berrak mı berrak, içenlere pek hoş gelen, içinde zararlı ve sersemletici şey olmayan, sarhoş da etmeyen içecekler, dolu dolu kadehlerle etraflarında fır dönen hizmetçiler tarafından ikram edilir. [56,17-19; 78,34](43)
عَلىٰ سُرُرٍ مُتَقٰبِلينَ(44)
Naim cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde otururlar. Kaynağından taze doldurulmuş, berrak mı berrak, içenlere pek hoş gelen, içinde zararlı ve sersemletici şey olmayan, sarhoş da etmeyen içecekler, dolu dolu kadehlerle etraflarında fır dönen hizmetçiler tarafından ikram edilir. [56,17-19; 78,34](44)
يُطافُ عَلَيهِم بِكَأسٍ مِن مَعينٍ(45)
Naim cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde otururlar. Kaynağından taze doldurulmuş, berrak mı berrak, içenlere pek hoş gelen, içinde zararlı ve sersemletici şey olmayan, sarhoş da etmeyen içecekler, dolu dolu kadehlerle etraflarında fır dönen hizmetçiler tarafından ikram edilir. [56,17-19; 78,34](45)
بَيضاءَ لَذَّةٍ لِلشّٰرِبينَ(46)
Naim cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde otururlar. Kaynağından taze doldurulmuş, berrak mı berrak, içenlere pek hoş gelen, içinde zararlı ve sersemletici şey olmayan, sarhoş da etmeyen içecekler, dolu dolu kadehlerle etraflarında fır dönen hizmetçiler tarafından ikram edilir. [56,17-19; 78,34](46)
لا فيها غَولٌ وَلا هُم عَنها يُنزَفونَ(47)
Naim cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde otururlar. Kaynağından taze doldurulmuş, berrak mı berrak, içenlere pek hoş gelen, içinde zararlı ve sersemletici şey olmayan, sarhoş da etmeyen içecekler, dolu dolu kadehlerle etraflarında fır dönen hizmetçiler tarafından ikram edilir. [56,17-19; 78,34](47)
وَعِندَهُم قٰصِرٰتُ الطَّرفِ عينٌ(48)
Yanlarında, kocalarından başkasının yüzüne bakmayan, yumuşak bakışlı, güzel gözlü, gün yüzü görmemiş yumurtanın pembe beyaz renginde eşleri de olacaktır.(48)
كَأَنَّهُنَّ بَيضٌ مَكنونٌ(49)
Yanlarında, kocalarından başkasının yüzüne bakmayan, yumuşak bakışlı, güzel gözlü, gün yüzü görmemiş yumurtanın pembe beyaz renginde eşleri de olacaktır.(49)
فَأَقبَلَ بَعضُهُم عَلىٰ بَعضٍ يَتَساءَلونَ(50)
Birbirleriyle sohbete girerler.(50)
قالَ قائِلٌ مِنهُم إِنّى كانَ لى قَرينٌ(51)
Derken biri der ki: “Sahi, benim de yakın bir arkadaşım vardı. Yanıma gelir, iğneli iğneli “Sen de mi, derdi, bu masala inananlar arasında yer alıyorsun? Yani biz ölüp çürümüş kemik, toz toprak haline geldikten sonra, biz mi dirilip hesap vereceğiz, buna da inanılır mı?”(51)
يَقولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ المُصَدِّقينَ(52)
Derken biri der ki: “Sahi, benim de yakın bir arkadaşım vardı. Yanıma gelir, iğneli iğneli “Sen de mi, derdi, bu masala inananlar arasında yer alıyorsun? Yani biz ölüp çürümüş kemik, toz toprak haline geldikten sonra, biz mi dirilip hesap vereceğiz, buna da inanılır mı?”(52)
أَءِذا مِتنا وَكُنّا تُرابًا وَعِظٰمًا أَءِنّا لَمَدينونَ(53)
Derken biri der ki: “Sahi, benim de yakın bir arkadaşım vardı. Yanıma gelir, iğneli iğneli “Sen de mi, derdi, bu masala inananlar arasında yer alıyorsun? Yani biz ölüp çürümüş kemik, toz toprak haline geldikten sonra, biz mi dirilip hesap vereceğiz, buna da inanılır mı?”(53)
قالَ هَل أَنتُم مُطَّلِعونَ(54)
“Şimdi ister misiniz onu size göstereyim?” Onlar da arzu edince, derhal bir tarama yapıp onu cehennemin tam ortasında bulur.“Vallahi, nerdeyse beni de düştüğün o helâke sürükleyecektin! Rabbimin hidâyet nimeti yetişmeseydi, eli kolu kelepçeli getirilip o azaba atılanlardan olacaktım!” [7,43](54)
فَاطَّلَعَ فَرَءاهُ فى سَواءِ الجَحيمِ(55)
“Şimdi ister misiniz onu size göstereyim?” Onlar da arzu edince, derhal bir tarama yapıp onu cehennemin tam ortasında bulur.“Vallahi, nerdeyse beni de düştüğün o helâke sürükleyecektin! Rabbimin hidâyet nimeti yetişmeseydi, eli kolu kelepçeli getirilip o azaba atılanlardan olacaktım!” [7,43](55)
قالَ تَاللَّهِ إِن كِدتَ لَتُردينِ(56)
“Şimdi ister misiniz onu size göstereyim?” Onlar da arzu edince, derhal bir tarama yapıp onu cehennemin tam ortasında bulur.“Vallahi, nerdeyse beni de düştüğün o helâke sürükleyecektin! Rabbimin hidâyet nimeti yetişmeseydi, eli kolu kelepçeli getirilip o azaba atılanlardan olacaktım!” [7,43](56)
وَلَولا نِعمَةُ رَبّى لَكُنتُ مِنَ المُحضَرينَ(57)
“Şimdi ister misiniz onu size göstereyim?” Onlar da arzu edince, derhal bir tarama yapıp onu cehennemin tam ortasında bulur.“Vallahi, nerdeyse beni de düştüğün o helâke sürükleyecektin! Rabbimin hidâyet nimeti yetişmeseydi, eli kolu kelepçeli getirilip o azaba atılanlardan olacaktım!” [7,43](57)
أَفَما نَحنُ بِمَيِّتينَ(58)
Sonra cennetteki arkadaşlarına dönerek: “O ilk ölümümüzden sonra artık bize burada ölüm olmayacak değil mi, o azap bize hiç ulaşmayacak değil mi? Ne güzel! Şükürler olsun! İşte kurtuluş, işte büyük başarı diye buna derler. Çalışanlar, asıl, böyle bir başarı elde etmek için çalışsınlar!”(58)
إِلّا مَوتَتَنَا الأولىٰ وَما نَحنُ بِمُعَذَّبينَ(59)
Sonra cennetteki arkadaşlarına dönerek: “O ilk ölümümüzden sonra artık bize burada ölüm olmayacak değil mi, o azap bize hiç ulaşmayacak değil mi? Ne güzel! Şükürler olsun! İşte kurtuluş, işte büyük başarı diye buna derler. Çalışanlar, asıl, böyle bir başarı elde etmek için çalışsınlar!”(59)
إِنَّ هٰذا لَهُوَ الفَوزُ العَظيمُ(60)
Sonra cennetteki arkadaşlarına dönerek: “O ilk ölümümüzden sonra artık bize burada ölüm olmayacak değil mi, o azap bize hiç ulaşmayacak değil mi? Ne güzel! Şükürler olsun! İşte kurtuluş, işte büyük başarı diye buna derler. Çalışanlar, asıl, böyle bir başarı elde etmek için çalışsınlar!”(60)
لِمِثلِ هٰذا فَليَعمَلِ العٰمِلونَ(61)
Sonra cennetteki arkadaşlarına dönerek: “O ilk ölümümüzden sonra artık bize burada ölüm olmayacak değil mi, o azap bize hiç ulaşmayacak değil mi? Ne güzel! Şükürler olsun! İşte kurtuluş, işte büyük başarı diye buna derler. Çalışanlar, asıl, böyle bir başarı elde etmek için çalışsınlar!”(61)
أَذٰلِكَ خَيرٌ نُزُلًا أَم شَجَرَةُ الزَّقّومِ(62)
“Şimdi iyi düşünün!” buyurur Yüce Allah, “Sonuç olarak böylesi bir mutluluk mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için bir dert ve azap yaptık.O öyle bir ağaçtır ki cehennemin ta dibinden çıkar. Meyveleri: sanki şeytanların başları!” [23,20; 56,51-52; 17,60](62)
إِنّا جَعَلنٰها فِتنَةً لِلظّٰلِمينَ(63)
“Şimdi iyi düşünün!” buyurur Yüce Allah, “Sonuç olarak böylesi bir mutluluk mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için bir dert ve azap yaptık.O öyle bir ağaçtır ki cehennemin ta dibinden çıkar. Meyveleri: sanki şeytanların başları!” [23,20; 56,51-52; 17,60](63)
إِنَّها شَجَرَةٌ تَخرُجُ فى أَصلِ الجَحيمِ(64)
“Şimdi iyi düşünün!” buyurur Yüce Allah, “Sonuç olarak böylesi bir mutluluk mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için bir dert ve azap yaptık.O öyle bir ağaçtır ki cehennemin ta dibinden çıkar. Meyveleri: sanki şeytanların başları!” [23,20; 56,51-52; 17,60](64)
طَلعُها كَأَنَّهُ رُءوسُ الشَّيٰطينِ(65)
“Şimdi iyi düşünün!” buyurur Yüce Allah, “Sonuç olarak böylesi bir mutluluk mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için bir dert ve azap yaptık.O öyle bir ağaçtır ki cehennemin ta dibinden çıkar. Meyveleri: sanki şeytanların başları!” [23,20; 56,51-52; 17,60](65)
فَإِنَّهُم لَءاكِلونَ مِنها فَمالِـٔونَ مِنهَا البُطونَ(66)
İşte o zalimler bunları yer ve karınlarını tıka basa doldururlar.(66)
ثُمَّ إِنَّ لَهُم عَلَيها لَشَوبًا مِن حَميمٍ(67)
Zakkum yemeğinin üstüne, barsakları parçalayan irin karışık kaynar su içerler.(67)
ثُمَّ إِنَّ مَرجِعَهُم لَإِلَى الجَحيمِ(68)
Sonra dönüşleri, şüphesiz ateşe olacaktır.(68)
إِنَّهُم أَلفَوا ءاباءَهُم ضالّينَ(69)
Onlar atalarını haktan sapmış durumda buldular.(69)
فَهُم عَلىٰ ءاثٰرِهِم يُهرَعونَ(70)
Bunlar da onların izlerinde koşmaya can atıyorlar.(70)
وَلَقَد ضَلَّ قَبلَهُم أَكثَرُ الأَوَّلينَ(71)
Daha önce yaşayan insanların ekserisi de yoldan sapmışlardı. Biz de onları uyarıp gerçeği gösteren peygamberler göndermiştik.(71)
وَلَقَد أَرسَلنا فيهِم مُنذِرينَ(72)
Daha önce yaşayan insanların ekserisi de yoldan sapmışlardı. Biz de onları uyarıp gerçeği gösteren peygamberler göndermiştik.(72)
فَانظُر كَيفَ كانَ عٰقِبَةُ المُنذَرينَ(73)
İşte bak ve düşün: O uyarılanların âkıbeti nice oldu?(73)
إِلّا عِبادَ اللَّهِ المُخلَصينَ(74)
Ancak, içlerinden Allah'ın imana ve ihlasa muvaffak kıldığı kullar, elçileri dinleyip o kötü âkıbetten kurtuldular.(74)
وَلَقَد نادىٰنا نوحٌ فَلَنِعمَ المُجيبونَ(75)
Nitekim Nûh Bize yalvardı da, Biz onun duasını ne de güzel kabul buyurduk!(75)
وَنَجَّينٰهُ وَأَهلَهُ مِنَ الكَربِ العَظيمِ(76)
Onu, ailesini ve yanındaki müminleri o müthiş felaketten kurtardık.(76)
وَجَعَلنا ذُرِّيَّتَهُ هُمُ الباقينَ(77)
Hayatta kalıp payidar olmayı da onun soyuna has kıldık.(77)
وَتَرَكنا عَلَيهِ فِى الءاخِرينَ(78)
Sonraki nesiller içinde de ona iyi bir nam bıraktık:(78)
سَلٰمٌ عَلىٰ نوحٍ فِى العٰلَمينَ(79)
“Bütün milletler içinden selam var Nûh'a!”(79)
إِنّا كَذٰلِكَ نَجزِى المُحسِنينَ(80)
Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz!(80)
إِنَّهُ مِن عِبادِنَا المُؤمِنينَ(81)
Gerçekten o, Bizim tam inanmış has kullarımızdandı.(81)
ثُمَّ أَغرَقنَا الءاخَرينَ(82)
Sonra da öbürlerini, o zalim kâfirleri suda boğduk.(82)
۞ وَإِنَّ مِن شيعَتِهِ لَإِبرٰهيمَ(83)
İbrâhim de, şüphesiz onun taraftarlarından biriydi.(83)
إِذ جاءَ رَبَّهُ بِقَلبٍ سَليمٍ(84)
O, Rabbine tertemiz bir kalb ile yöneldi.(84)
إِذ قالَ لِأَبيهِ وَقَومِهِ ماذا تَعبُدونَ(85)
Babasına ve halkına şöyle dedi: “Nedir bu tapındığınız nesneler? İlle de bir iftira, bir yalan olsun diye mi Allah'tan başka mâbud arıyorsunuz!Siz Rabbülâlemin’i ne zannediyorsunuz?(85)
أَئِفكًا ءالِهَةً دونَ اللَّهِ تُريدونَ(86)
Babasına ve halkına şöyle dedi: “Nedir bu tapındığınız nesneler? İlle de bir iftira, bir yalan olsun diye mi Allah'tan başka mâbud arıyorsunuz!Siz Rabbülâlemin’i ne zannediyorsunuz?(86)
فَما ظَنُّكُم بِرَبِّ العٰلَمينَ(87)
Babasına ve halkına şöyle dedi: “Nedir bu tapındığınız nesneler? İlle de bir iftira, bir yalan olsun diye mi Allah'tan başka mâbud arıyorsunuz!Siz Rabbülâlemin’i ne zannediyorsunuz?(87)
فَنَظَرَ نَظرَةً فِى النُّجومِ(88)
Bir bayram günü, İbrâhim halkın içinde iken yıldızlara bir göz atıp: “Ben, galiba hastayım!” dedi.(88)
فَقالَ إِنّى سَقيمٌ(89)
Bir bayram günü, İbrâhim halkın içinde iken yıldızlara bir göz atıp: “Ben, galiba hastayım!” dedi.(89)
فَتَوَلَّوا عَنهُ مُدبِرينَ(90)
Derhal onun yanından uzaklaştılar.(90)
فَراغَ إِلىٰ ءالِهَتِهِم فَقالَ أَلا تَأكُلونَ(91)
O da çaktırmadan putların yanına sokuldu. Onlara takdim edilmiş öylece duran yemekleri görünce: “Buyursanıza, neden yemiyorsunuz?” Neyiniz var, neden konuşmuyorsunuz?” dedi.(91)
ما لَكُم لا تَنطِقونَ(92)
O da çaktırmadan putların yanına sokuldu. Onlara takdim edilmiş öylece duran yemekleri görünce: “Buyursanıza, neden yemiyorsunuz?” Neyiniz var, neden konuşmuyorsunuz?” dedi.(92)
فَراغَ عَلَيهِم ضَربًا بِاليَمينِ(93)
Hiddetini tutamıyarak iyice yaklaşıp putlara kuvvetli bir darbe indirdi.(93)
فَأَقبَلوا إِلَيهِ يَزِفّونَ(94)
Bunu haber alan halk telaşla ve sür'atle onun yanına gittiler.(94)
قالَ أَتَعبُدونَ ما تَنحِتونَ(95)
O da: “Â! Siz ellerinizle yonttuğunuz bu heykellere mi tapıyorsunuz? Halbuki sizi de yaptığınız şeyleri de yaratan Yüce Allah'tır.” dedi.(95)
وَاللَّهُ خَلَقَكُم وَما تَعمَلونَ(96)
O da: “Â! Siz ellerinizle yonttuğunuz bu heykellere mi tapıyorsunuz? Halbuki sizi de yaptığınız şeyleri de yaratan Yüce Allah'tır.” dedi.(96)
قالُوا ابنوا لَهُ بُنيٰنًا فَأَلقوهُ فِى الجَحيمِ(97)
Sonunda: “Haydin, dediler, onun için bir odun yığını hazırlayın da onu ateşin içine atın!.”(97)
فَأَرادوا بِهِ كَيدًا فَجَعَلنٰهُمُ الأَسفَلينَ(98)
Ona tuzak hazırlamak istediler, ama Biz heveslerini kursaklarında bıraktık. Asıl kendilerini perişan ettik.(98)
وَقالَ إِنّى ذاهِبٌ إِلىٰ رَبّى سَيَهدينِ(99)
İbrâhim dedi ki: “Ben, Rabbimin gitmemi emrettiği yere doğru gidiyorum, O elbet bana yol gösterecektir.”(99)
رَبِّ هَب لى مِنَ الصّٰلِحينَ(100)
“Ya Rabbî, salih evlatlar lütfet bana!”(100)
فَبَشَّرنٰهُ بِغُلٰمٍ حَليمٍ(101)
Biz de ona aklı başında bir oğul müjdeledik.(101)
فَلَمّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعىَ قالَ يٰبُنَىَّ إِنّى أَرىٰ فِى المَنامِ أَنّى أَذبَحُكَ فَانظُر ماذا تَرىٰ ۚ قالَ يٰأَبَتِ افعَل ما تُؤمَرُ ۖ سَتَجِدُنى إِن شاءَ اللَّهُ مِنَ الصّٰبِرينَ(102)
Çocuk büyüyüp yanında koşacak çağa erişince bir gün ona: “Evladım, dedi, ben rüyamda seni kurban etmeye giriştiğimi görüyorum, nasıl yaparız bu işi, sen ne dersin bu işe!”Oğlu: “Babacığım! dedi, hiç düşünüp çekinme, sana Allah tarafından ne emrediliyorsa onu yap. Allah'ın izniyle benim de sabırlı, dayanıklı biri olduğumu göreceksin!”. [19,54-55] {KM, Çıkış 13,2;(102)
فَلَمّا أَسلَما وَتَلَّهُ لِلجَبينِ(103)
Her ikisi de Allah'ın emrine teslim olup, İbrâhim oğlunu şakağı üzere yere yatırıp, Biz de ona: “İbrâhim! Rüyanın gereğini yerine getirdin (onu kurban etmekten seni muaf tuttuk)” deyince (onları büyük bir sevinç kapladı). Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz!(103)
وَنٰدَينٰهُ أَن يٰإِبرٰهيمُ(104)
Her ikisi de Allah'ın emrine teslim olup, İbrâhim oğlunu şakağı üzere yere yatırıp, Biz de ona: “İbrâhim! Rüyanın gereğini yerine getirdin (onu kurban etmekten seni muaf tuttuk)” deyince (onları büyük bir sevinç kapladı). Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz!(104)
قَد صَدَّقتَ الرُّءيا ۚ إِنّا كَذٰلِكَ نَجزِى المُحسِنينَ(105)
Her ikisi de Allah'ın emrine teslim olup, İbrâhim oğlunu şakağı üzere yere yatırıp, Biz de ona: “İbrâhim! Rüyanın gereğini yerine getirdin (onu kurban etmekten seni muaf tuttuk)” deyince (onları büyük bir sevinç kapladı). Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz!(105)
إِنَّ هٰذا لَهُوَ البَلٰؤُا۟ المُبينُ(106)
Bu, gerçekten pek büyük bir imtihandı. [53,37](106)
وَفَدَينٰهُ بِذِبحٍ عَظيمٍ(107)
Oğluna bedel ona büyük bir kurbanlık verdik.(107)
وَتَرَكنا عَلَيهِ فِى الءاخِرينَ(108)
Sonraki nesiller içinde ona da iyi bir nam bıraktık: ki o da, bütün milletler tarafından şöyle denilmesidir:(108)
سَلٰمٌ عَلىٰ إِبرٰهيمَ(109)
“Selam olsun İbrâhim'e!”(109)
كَذٰلِكَ نَجزِى المُحسِنينَ(110)
Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz!(110)
إِنَّهُ مِن عِبادِنَا المُؤمِنينَ(111)
Gerçekten o Bizim tam inanmış has kullarımızdandı.(111)
وَبَشَّرنٰهُ بِإِسحٰقَ نَبِيًّا مِنَ الصّٰلِحينَ(112)
Biz de ona, salih kişilerden, üstelik peygamber olacak bir evladı, İshak'ı müjdeledik.(112)
وَبٰرَكنا عَلَيهِ وَعَلىٰ إِسحٰقَ ۚ وَمِن ذُرِّيَّتِهِما مُحسِنٌ وَظالِمٌ لِنَفسِهِ مُبينٌ(113)
Kendisine de İshak'a da feyiz ve bereketler verdik. Onların neslinden gelenler arasında iyi davranan da var, kendi nefsine açıkça zulmeden de!(113)
وَلَقَد مَنَنّا عَلىٰ موسىٰ وَهٰرونَ(114)
Biz Mûsa ile Harun'a da nübüvvet vererek ihsanda bulunduk. [21,48](114)
وَنَجَّينٰهُما وَقَومَهُما مِنَ الكَربِ العَظيمِ(115)
Onları da, milletlerini de müthiş bir gaileden kurtardık.(115)
وَنَصَرنٰهُم فَكانوا هُمُ الغٰلِبينَ(116)
Hem onlara yardım ettik de, galip gelenler onlar oldular.(116)
وَءاتَينٰهُمَا الكِتٰبَ المُستَبينَ(117)
Kendilerine gerçekleri apaçık gösteren o kitabı verdik.(117)
وَهَدَينٰهُمَا الصِّرٰطَ المُستَقيمَ(118)
Onları doğru yola ilettik!(118)
وَتَرَكنا عَلَيهِما فِى الءاخِرينَ(119)
Sonraki nesiller içinde onlara da iyi bir nam bıraktık.(119)
سَلٰمٌ عَلىٰ موسىٰ وَهٰرونَ(120)
“Selam olsun Mûsâ ile Harun'a”(120)
إِنّا كَذٰلِكَ نَجزِى المُحسِنينَ(121)
Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz!(121)
إِنَّهُما مِن عِبادِنَا المُؤمِنينَ(122)
Gerçekten onlar, Bizim tam inanmış has kullarımızdandı.(122)
وَإِنَّ إِلياسَ لَمِنَ المُرسَلينَ(123)
İlyas da şüphesiz resullerdendi.(123)
إِذ قالَ لِقَومِهِ أَلا تَتَّقونَ(124)
Hani o halkına şöyle demişti: Siz hâla şirkten ve günahlardan sakınmayacak mısınız? Sizin de, gelip geçmiş atalarınızın da Rabbi olan Allah'ı, o Mükemmel Yaradanı bırakıp hâla Ba’l’e tapmaya mı devam edeceksiniz? {KM, I Krallar 18,24-40}(124)
أَتَدعونَ بَعلًا وَتَذَرونَ أَحسَنَ الخٰلِقينَ(125)
Hani o halkına şöyle demişti: Siz hâla şirkten ve günahlardan sakınmayacak mısınız? Sizin de, gelip geçmiş atalarınızın da Rabbi olan Allah'ı, o Mükemmel Yaradanı bırakıp hâla Ba’l’e tapmaya mı devam edeceksiniz? {KM, I Krallar 18,24-40}(125)
اللَّهَ رَبَّكُم وَرَبَّ ءابائِكُمُ الأَوَّلينَ(126)
Hani o halkına şöyle demişti: Siz hâla şirkten ve günahlardan sakınmayacak mısınız? Sizin de, gelip geçmiş atalarınızın da Rabbi olan Allah'ı, o Mükemmel Yaradanı bırakıp hâla Ba’l’e tapmaya mı devam edeceksiniz? {KM, I Krallar 18,24-40}(126)
فَكَذَّبوهُ فَإِنَّهُم لَمُحضَرونَ(127)
Fakat bunlar onu yalancı saydılar. Bundan ötürü de, onlar tutuklanıp hesap günü mutlaka yargılanacak ve cehenneme götürüleceklerdir.(127)
إِلّا عِبادَ اللَّهِ المُخلَصينَ(128)
Ancak Allah'ın ihlasa erdirdiği kulları böyle olmaz.(128)
وَتَرَكنا عَلَيهِ فِى الءاخِرينَ(129)
Sonraki nesiller içinde ona da iyi bir nam bıraktık. “Selam olsun İlyas'a!”(129)
سَلٰمٌ عَلىٰ إِل ياسينَ(130)
Sonraki nesiller içinde ona da iyi bir nam bıraktık. “Selam olsun İlyas'a!”(130)
إِنّا كَذٰلِكَ نَجزِى المُحسِنينَ(131)
Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz!(131)
إِنَّهُ مِن عِبادِنَا المُؤمِنينَ(132)
Gerçekten o bizim tam inanmış has kullarımızdandı.(132)
وَإِنَّ لوطًا لَمِنَ المُرسَلينَ(133)
Lût da şüphesiz, resullerdendi.(133)
إِذ نَجَّينٰهُ وَأَهلَهُ أَجمَعينَ(134)
Onun suçlu kentini cezalandırırken, geride kalanlar arasında yer alan yaşlı eşi hariç, kendisini ve ailesini kurtardık.(134)
إِلّا عَجوزًا فِى الغٰبِرينَ(135)
Onun suçlu kentini cezalandırırken, geride kalanlar arasında yer alan yaşlı eşi hariç, kendisini ve ailesini kurtardık.(135)
ثُمَّ دَمَّرنَا الءاخَرينَ(136)
Sonra da ötekileri imha ettik.(136)
وَإِنَّكُم لَتَمُرّونَ عَلَيهِم مُصبِحينَ(137)
Siz de sabah akşam onların diyarlarına uğrarsınız. Hâla aklınızı kullanmayacak mısınız?(137)
وَبِالَّيلِ ۗ أَفَلا تَعقِلونَ(138)
Siz de sabah akşam onların diyarlarına uğrarsınız. Hâla aklınızı kullanmayacak mısınız?(138)
وَإِنَّ يونُسَ لَمِنَ المُرسَلينَ(139)
Yûnus da şüphesiz resullerdendi.(139)
إِذ أَبَقَ إِلَى الفُلكِ المَشحونِ(140)
Hani o, Rabbinden izinsiz kaçıp yolcusunu doldurmuş gemiye kendini atmıştı.(140)
فَساهَمَ فَكانَ مِنَ المُدحَضينَ(141)
Kur'a çekmiş, kur’ada kaybedenlerden olunca denize atılmıştı.(141)
فَالتَقَمَهُ الحوتُ وَهُوَ مُليمٌ(142)
O yaptığından ötürü pişman bir vaziyette iken balık onu yutuverdi.(142)
فَلَولا أَنَّهُ كانَ مِنَ المُسَبِّحينَ(143)
Şayet Allah'ı çok zikreden, ibadetli kimselerden olmasaydı, tâ mahşere kadar onun karnında kalırdı.(143)
لَلَبِثَ فى بَطنِهِ إِلىٰ يَومِ يُبعَثونَ(144)
Şayet Allah'ı çok zikreden, ibadetli kimselerden olmasaydı, tâ mahşere kadar onun karnında kalırdı.(144)
۞ فَنَبَذنٰهُ بِالعَراءِ وَهُوَ سَقيمٌ(145)
Derken Biz onu ağaçsız çıplak bir sahile attık, o bitkin bir halde idi.(145)
وَأَنبَتنا عَلَيهِ شَجَرَةً مِن يَقطينٍ(146)
Üzerine gölge yapması için, orada asma kabak cinsinden bir ağaç bitirdik.(146)
وَأَرسَلنٰهُ إِلىٰ مِا۟ئَةِ أَلفٍ أَو يَزيدونَ(147)
Biz onu yüz bin nüfuslu bir şehre göndermiştik, hatta gittikçe nüfusları artıyordu da. {KM, Yunus 4,11}(147)
فَـٔامَنوا فَمَتَّعنٰهُم إِلىٰ حينٍ(148)
Yûnus onları tekrar hakka çağırınca, bu sefer iman ettiler. Biz de belirli bir süreye kadar onları hayattan istifade ettirdik.(148)
فَاستَفتِهِم أَلِرَبِّكَ البَناتُ وَلَهُمُ البَنونَ(149)
Onlara (Mekkelilere) sor bakalım: (hâla şirklerine devam edip) kız evlatları senin Rabbine, erkek evlatları da kendilerine mi isnad edecekler? [16,58; 53,21-22; 43,19; 17,40](149)
أَم خَلَقنَا المَلٰئِكَةَ إِنٰثًا وَهُم شٰهِدونَ(150)
Yoksa Biz melekleri dişi yaratmışız da onlar buna şahit mi olmuşlar?(150)
أَلا إِنَّهُم مِن إِفكِهِم لَيَقولونَ(151)
Haberiniz olsun ki onlar sırf iftira ederek “Allah doğurdu” derler. Onlar yalancıların ta kendileridirler.(151)
وَلَدَ اللَّهُ وَإِنَّهُم لَكٰذِبونَ(152)
Haberiniz olsun ki onlar sırf iftira ederek “Allah doğurdu” derler. Onlar yalancıların ta kendileridirler.(152)
أَصطَفَى البَناتِ عَلَى البَنينَ(153)
Allah kızları oğullara tercih mi etmiş?(153)
ما لَكُم كَيفَ تَحكُمونَ(154)
Ne olmuş size, aklınızı mı kaybettiniz? Ne biçim hüküm veriyorsunuz öyle!(154)
أَفَلا تَذَكَّرونَ(155)
Hâla düşünüp Allah'ın bundan münezzeh olduğunu anlamayacak mısınız?(155)
أَم لَكُم سُلطٰنٌ مُبينٌ(156)
Ne o, yoksa sizin açık bir deliliniz mi var?(156)
فَأتوا بِكِتٰبِكُم إِن كُنتُم صٰدِقينَ(157)
Eğer iddianızda tutarlı iseniz getirin o kitabınızı!(157)
وَجَعَلوا بَينَهُ وَبَينَ الجِنَّةِ نَسَبًا ۚ وَلَقَد عَلِمَتِ الجِنَّةُ إِنَّهُم لَمُحضَرونَ(158)
Bir de tutup Allah ile melekler arasında bir soy bağı uydurdular! Ama o melekler, bunu iddia eden müşriklerin yargılanıp cehenneme tıkılacaklarını pek iyi bilirler.(158)
سُبحٰنَ اللَّهِ عَمّا يَصِفونَ(159)
Ve şöyle derler: “Allah onların iddia ettikleri şeylerden münezzehtir, çok yücedir.”(159)
إِلّا عِبادَ اللَّهِ المُخلَصينَ(160)
Ancak Allah'ın ihlasa erdirdiği kulları böyle olmaz, cehenneme götürülmezler.(160)
فَإِنَّكُم وَما تَعبُدونَ(161)
“Ey müşrikler! Ne siz, ne de sizin Allah'tan başka ibadet ettikleriniz, -ille de cehenneme girmek isteyen kimseler hariç- Allah’a yönelmek isteyen herhangi bir kulu yoldan çıkaracak bir kuvvete sahip değilsiniz.”(161)
ما أَنتُم عَلَيهِ بِفٰتِنينَ(162)
“Ey müşrikler! Ne siz, ne de sizin Allah'tan başka ibadet ettikleriniz, -ille de cehenneme girmek isteyen kimseler hariç- Allah’a yönelmek isteyen herhangi bir kulu yoldan çıkaracak bir kuvvete sahip değilsiniz.”(162)
إِلّا مَن هُوَ صالِ الجَحيمِ(163)
“Ey müşrikler! Ne siz, ne de sizin Allah'tan başka ibadet ettikleriniz, -ille de cehenneme girmek isteyen kimseler hariç- Allah’a yönelmek isteyen herhangi bir kulu yoldan çıkaracak bir kuvvete sahip değilsiniz.”(163)
وَما مِنّا إِلّا لَهُ مَقامٌ مَعلومٌ(164)
“Bizim her birimizin belli bir makamı ve yeri vardır.(164)
وَإِنّا لَنَحنُ الصّافّونَ(165)
Saf saf dizilenler biziz.[37,1](165)
وَإِنّا لَنَحنُ المُسَبِّحونَ(166)
Allah'ı zikredip O’nu tenzih edenler biziz.” [21,26-29](166)
وَإِن كانوا لَيَقولونَ(167)
Müşrikler önceleri: “Eğer, derlerdi, daha önceki milletlere verilen kitap gibi bir kitap bizde de olsaydı, Biz de yalnız Allah'a ibadet eden halis kullarından olurduk.” [35,42; 6,156-157](167)
لَو أَنَّ عِندَنا ذِكرًا مِنَ الأَوَّلينَ(168)
Müşrikler önceleri: “Eğer, derlerdi, daha önceki milletlere verilen kitap gibi bir kitap bizde de olsaydı, Biz de yalnız Allah'a ibadet eden halis kullarından olurduk.” [35,42; 6,156-157](168)
لَكُنّا عِبادَ اللَّهِ المُخلَصينَ(169)
Müşrikler önceleri: “Eğer, derlerdi, daha önceki milletlere verilen kitap gibi bir kitap bizde de olsaydı, Biz de yalnız Allah'a ibadet eden halis kullarından olurduk.” [35,42; 6,156-157](169)
فَكَفَروا بِهِ ۖ فَسَوفَ يَعلَمونَ(170)
Ama şimdi onu red ve inkâr ettiler;Fakat yakında öğrenirler!(170)
وَلَقَد سَبَقَت كَلِمَتُنا لِعِبادِنَا المُرسَلينَ(171)
Şu kesindir ki, Biz resul olarak gönderdiğimiz kullarımıza söz verdik ki onlar yardımımıza mazhar olacaklar ve Bizim ordumuz mutlaka galip gelecektir. [58,21; 40,5](171)
إِنَّهُم لَهُمُ المَنصورونَ(172)
Şu kesindir ki, Biz resul olarak gönderdiğimiz kullarımıza söz verdik ki onlar yardımımıza mazhar olacaklar ve Bizim ordumuz mutlaka galip gelecektir. [58,21; 40,5](172)
وَإِنَّ جُندَنا لَهُمُ الغٰلِبونَ(173)
Şu kesindir ki, Biz resul olarak gönderdiğimiz kullarımıza söz verdik ki onlar yardımımıza mazhar olacaklar ve Bizim ordumuz mutlaka galip gelecektir. [58,21; 40,5](173)
فَتَوَلَّ عَنهُم حَتّىٰ حينٍ(174)
Artık bir süre sen onlardan uzak dur!(174)
وَأَبصِرهُم فَسَوفَ يُبصِرونَ(175)
Onları gözetle! Zaten kendileri de başlarına geleceği yakında göreceklerdir.(175)
أَفَبِعَذابِنا يَستَعجِلونَ(176)
Şimdi onlar azabımızın çarçabuk başlarına gelmesini gerçekten istiyorlar mı?(176)
فَإِذا نَزَلَ بِساحَتِهِم فَساءَ صَباحُ المُنذَرينَ(177)
Eğer öyleyse, şunu bilsinler ki, azap onların yurtlarına inerse, o uyarılıp da yola gelmeyenlerin varacakları sabah çok fena bir sabah olacaktır!(177)
وَتَوَلَّ عَنهُم حَتّىٰ حينٍ(178)
Artık sen bir süre onlardan uzak dur.(178)
وَأَبصِر فَسَوفَ يُبصِرونَ(179)
Başlarına inecek azabı gözetle! Zaten kendileri de yakında gerçeği göreceklerdir.(179)
سُبحٰنَ رَبِّكَ رَبِّ العِزَّةِ عَمّا يَصِفونَ(180)
İzzet ve kudret Rabbi olan senin Rabbin, onların bütün batıl iddialarından münezzehtir, yücedir.Selam bütün peygamberleredir.Bütün hamdler âlemlerin Rabbi Allah'adır.(180)
وَسَلٰمٌ عَلَى المُرسَلينَ(181)
İzzet ve kudret Rabbi olan senin Rabbin, onların bütün batıl iddialarından münezzehtir, yücedir.Selam bütün peygamberleredir.Bütün hamdler âlemlerin Rabbi Allah'adır.(181)
وَالحَمدُ لِلَّهِ رَبِّ العٰلَمينَ(182)
İzzet ve kudret Rabbi olan senin Rabbin, onların bütün batıl iddialarından münezzehtir, yücedir.Selam bütün peygamberleredir.Bütün hamdler âlemlerin Rabbi Allah'adır.(182)