An-Nabaa( النبأ)
Original,King Fahad Quran Complex(الأصلي,مجمع الملك فهد القرآن)
show/hide
Suat Yildirim(Suat Yıldırım)
show/hide
بِسمِ اللَّهِ الرَّحمٰنِ الرَّحيمِ عَمَّ يَتَساءَلونَ(1)
Onlar birbirine neyi sorup duruyorlar?(1)
عَنِ النَّبَإِ العَظيمِ(2)
Hakkında ihtilafa düştükleri o mühim haberi mi?(2)
الَّذى هُم فيهِ مُختَلِفونَ(3)
Hakkında ihtilafa düştükleri o mühim haberi mi?(3)
كَلّا سَيَعلَمونَ(4)
Hayır! (İhtilafa ne hacet,) yakında anlayacaklar!(4)
ثُمَّ كَلّا سَيَعلَمونَ(5)
Elbette ve elbette yakında gerçeği öğrenecekler!(5)
أَلَم نَجعَلِ الأَرضَ مِهٰدًا(6)
Biz yeri bir döşek yapmadık mı?(6)
وَالجِبالَ أَوتادًا(7)
Dağları da arzı tutan birer destek yapmadık mı?(7)
وَخَلَقنٰكُم أَزوٰجًا(8)
Hem, sizi çift yarattık. [30,21](8)
وَجَعَلنا نَومَكُم سُباتًا(9)
Uykunuzu dinlenme yaptık.(9)
وَجَعَلنَا الَّيلَ لِباسًا(10)
Geceyi bir örtü, gündüzü geçiminiz için çalışma zamanı kıldık.(10)
وَجَعَلنَا النَّهارَ مَعاشًا(11)
Geceyi bir örtü, gündüzü geçiminiz için çalışma zamanı kıldık.(11)
وَبَنَينا فَوقَكُم سَبعًا شِدادًا(12)
Üstünüzde yedi sağlam gök bina ettik.(12)
وَجَعَلنا سِراجًا وَهّاجًا(13)
Orada pırıl pırıl yanan bir lamba koyduk.(13)
وَأَنزَلنا مِنَ المُعصِرٰتِ ماءً ثَجّاجًا(14)
Size hububat, tohumlar, bitkiler ve ağaçları birbirine sarmaş dolaş bahçeler çıkaralım diye, sıkışıp yoğunlaşmış bulutlardan bol bol yağmur indirdik.(14)
لِنُخرِجَ بِهِ حَبًّا وَنَباتًا(15)
Size hububat, tohumlar, bitkiler ve ağaçları birbirine sarmaş dolaş bahçeler çıkaralım diye, sıkışıp yoğunlaşmış bulutlardan bol bol yağmur indirdik.(15)
وَجَنّٰتٍ أَلفافًا(16)
Size hububat, tohumlar, bitkiler ve ağaçları birbirine sarmaş dolaş bahçeler çıkaralım diye, sıkışıp yoğunlaşmış bulutlardan bol bol yağmur indirdik.(16)
إِنَّ يَومَ الفَصلِ كانَ ميقٰتًا(17)
(İmdi bunları anladıysanız, hakkında ihtilaf ettiğiniz o mahşer dirilişini de anlarsınız. İşte bunları kim yapmışsa, ölüleri de O diriltecektir.) Evet, o “karar günü,” vakti kesin olarak belirlenmiş bir gündür.(17)
يَومَ يُنفَخُ فِى الصّورِ فَتَأتونَ أَفواجًا(18)
O gün sûra üfürülür, siz de bölük bölük gelirsiniz.(18)
وَفُتِحَتِ السَّماءُ فَكانَت أَبوٰبًا(19)
Gökler kapı kapı açılır (her tarafı kapı haline gelen gökten melâike orduları birden indirme yapar).(19)
وَسُيِّرَتِ الجِبالُ فَكانَت سَرابًا(20)
Dağlar yürütülür, serab olur gider, her taraf dümdüz olur. [27,88; 101,5; 20,105-107; 18,47](20)
إِنَّ جَهَنَّمَ كانَت مِرصادًا(21)
Cehennem pusuda... her an eline düşecek avlarını gözlemektedir.(21)
لِلطّٰغينَ مَـٔابًا(22)
Azgınların dönüp dolaşıp varacakları yuvalarıdır.(22)
لٰبِثينَ فيها أَحقابًا(23)
Devirler boyunca orada kalacaklardır.(23)
لا يَذوقونَ فيها بَردًا وَلا شَرابًا(24)
Orada ne bir serinlik, ne bir içecek tadarlar.(24)
إِلّا حَميمًا وَغَسّاقًا(25)
İçecek olarak sadece kaynar su ile irin bulurlar.(25)
جَزاءً وِفاقًا(26)
Bu, yaptıklarının tam karşılığıdır.(26)
إِنَّهُم كانوا لا يَرجونَ حِسابًا(27)
Çünkü onlar bu hesap gününe inanmıyor (onu hesaba almıyorlardı).(27)
وَكَذَّبوا بِـٔايٰتِنا كِذّابًا(28)
İşleri güçleri ayetlerimizi yalan saymaktı.(28)
وَكُلَّ شَيءٍ أَحصَينٰهُ كِتٰبًا(29)
Biz de (her şeyi kaydettiğimiz gibi), onların yaptıklarını da tek tek tesbit ettik.(29)
فَذوقوا فَلَن نَزيدَكُم إِلّا عَذابًا(30)
Onun için onlara şöyle diyeceğiz: Yaptığınız kötülüklerin meyvelerini tadın!Artık Bizden sizin azabınızı artırmaktan başka bir şey beklemeyin.(30)
إِنَّ لِلمُتَّقينَ مَفازًا(31)
Ama Allah'ı sayıp günahlıklardan sakınanlar, başarı ve mutluluğa ererler.(31)
حَدائِقَ وَأَعنٰبًا(32)
Onlara bahçeler, üzüm bağları, turunç göğüslü genç yaşıt dilberler, dolu dolu kadehler var. [38,52; 56,37](32)
وَكَواعِبَ أَترابًا(33)
Onlara bahçeler, üzüm bağları, turunç göğüslü genç yaşıt dilberler, dolu dolu kadehler var. [38,52; 56,37](33)
وَكَأسًا دِهاقًا(34)
Onlara bahçeler, üzüm bağları, turunç göğüslü genç yaşıt dilberler, dolu dolu kadehler var. [38,52; 56,37](34)
لا يَسمَعونَ فيها لَغوًا وَلا كِذّٰبًا(35)
Orada boş sözler, yalanlar işitmezler.(35)
جَزاءً مِن رَبِّكَ عَطاءً حِسابًا(36)
İşte bu da Rabbinden mükâfat, yeter mi yeter!(36)
رَبِّ السَّمٰوٰتِ وَالأَرضِ وَما بَينَهُمَا الرَّحمٰنِ ۖ لا يَملِكونَ مِنهُ خِطابًا(37)
Göklerin, yerin ve bunların arasındaki varlıkların Rabbinden, O Rahman'dan bir mükâfattır.O’nun huzurunda ağzını açacak, söz söyleyecek hiç kimse yoktur. [2,255; 11,105](37)
يَومَ يَقومُ الرّوحُ وَالمَلٰئِكَةُ صَفًّا ۖ لا يَتَكَلَّمونَ إِلّا مَن أَذِنَ لَهُ الرَّحمٰنُ وَقالَ صَوابًا(38)
O gün Rûh ve melekler saf saf sıralanır. Rahman'ın izin verdiklerinin dışında, asla konuşmazlar. Konuşan da yerli yerinde söz söyler.(38)
ذٰلِكَ اليَومُ الحَقُّ ۖ فَمَن شاءَ اتَّخَذَ إِلىٰ رَبِّهِ مَـٔابًا(39)
İşte bu, gerçekliği kesin olan gündür. Artık dileyen, Rabbine varan yolu tutar, O'na sığınır.(39)
إِنّا أَنذَرنٰكُم عَذابًا قَريبًا يَومَ يَنظُرُ المَرءُ ما قَدَّمَت يَداهُ وَيَقولُ الكافِرُ يٰلَيتَنى كُنتُ تُرٰبًا(40)
Biz, gelmesi yaklaşmış bir azabı bildirerek sizi uyarıyoruz. O gün gelecek,ve her şahıs önünde, yalnız yapıp ettiklerini bulup bakacak ve kâfir: “Ah ne olurdu, keşke toprak olaydım!” diyecek. [18,49; 75,13](40)