Al-Waqi'a( الواقعة)
Original,King Fahad Quran Complex(الأصلي,مجمع الملك فهد القرآن)
show/hide
Suat Yildirim(Suat Yıldırım)
show/hide
بِسمِ اللَّهِ الرَّحمٰنِ الرَّحيمِ إِذا وَقَعَتِ الواقِعَةُ(1)
O gerçek olan kıyamet gerçekleşince neler olacak neler!..(1)
لَيسَ لِوَقعَتِها كاذِبَةٌ(2)
Zaten onun olmasını yalanlayacak hiçbir delil olamaz. [70,1-2; 6,73](2)
خافِضَةٌ رافِعَةٌ(3)
O kimini alçaltır, kimini yüceltir.(3)
إِذا رُجَّتِ الأَرضُ رَجًّا(4)
Yer şiddetle sarsıldığı, [99,1; 22,1](4)
وَبُسَّتِ الجِبالُ بَسًّا(5)
Dağlar darmadağın edilip parçalandığı,(5)
فَكانَت هَباءً مُنبَثًّا(6)
Uçuşan toz zerreleri haline geldiği zaman...(6)
وَكُنتُم أَزوٰجًا ثَلٰثَةً(7)
Sizler de üç sınıfa ayrılırsınız:(7)
فَأَصحٰبُ المَيمَنَةِ ما أَصحٰبُ المَيمَنَةِ(8)
Ashab-ı yemin ki ne ashab-ı yemin! Ne mutludur onlar!(8)
وَأَصحٰبُ المَشـَٔمَةِ ما أَصحٰبُ المَشـَٔمَةِ(9)
Ashab-ı şimal ki ne ashab-ı şimal! Ne bedbahttır onlar!(9)
وَالسّٰبِقونَ السّٰبِقونَ(10)
İmanda, fazilette öncüler ki ne öncüler! Onlar herkesi geçerler. [35,32; 3,133; 57,21](10)
أُولٰئِكَ المُقَرَّبونَ(11)
İşte onlardır Allah'a en yakın olanlar. Naîm cennetlerindedir onlar.(11)
فى جَنّٰتِ النَّعيمِ(12)
İşte onlardır Allah'a en yakın olanlar. Naîm cennetlerindedir onlar.(12)
ثُلَّةٌ مِنَ الأَوَّلينَ(13)
Çoğu önceki ümmetlerden, biraz da sonrakilerden.(13)
وَقَليلٌ مِنَ الءاخِرينَ(14)
Çoğu önceki ümmetlerden, biraz da sonrakilerden.(14)
عَلىٰ سُرُرٍ مَوضونَةٍ(15)
Mücevheratla işlenmiş tahtlara yaslanarak karşılıklı otururlar.(15)
مُتَّكِـٔينَ عَلَيها مُتَقٰبِلينَ(16)
Mücevheratla işlenmiş tahtlara yaslanarak karşılıklı otururlar.(16)
يَطوفُ عَلَيهِم وِلدٰنٌ مُخَلَّدونَ(17)
Etraflarında, cennet şarabından dolu testiler, sürahiler, kadehlerle, ebedîliğe ermiş çocuklar dolaşıp hizmet ederler.(17)
بِأَكوابٍ وَأَباريقَ وَكَأسٍ مِن مَعينٍ(18)
Etraflarında, cennet şarabından dolu testiler, sürahiler, kadehlerle, ebedîliğe ermiş çocuklar dolaşıp hizmet ederler.(18)
لا يُصَدَّعونَ عَنها وَلا يُنزِفونَ(19)
Bu içkiden ötürü baş ağrısı çekmezler, sarhoş da olmazlar.(19)
وَفٰكِهَةٍ مِمّا يَتَخَيَّرونَ(20)
Bir de... tercih edecekleri meyveler...(20)
وَلَحمِ طَيرٍ مِمّا يَشتَهونَ(21)
Canlarının istediği kuş etleri...(21)
وَحورٌ عينٌ(22)
Ve gün görmemiş saklı inciler gibi güzel eşler...(22)
كَأَمثٰلِ اللُّؤلُؤِ المَكنونِ(23)
Ve gün görmemiş saklı inciler gibi güzel eşler...(23)
جَزاءً بِما كانوا يَعمَلونَ(24)
Bütün bunlar dünyada yaptıkları güzel işlere mükâfat olarak verilecek.(24)
لا يَسمَعونَ فيها لَغوًا وَلا تَأثيمًا(25)
Onlar cennette ne boş bir söz, ne de günaha sokan bir laf işitmezler.(25)
إِلّا قيلًا سَلٰمًا سَلٰمًا(26)
İşittikleri söz, hep: “Selâm! selâm!” sesleridir.(26)
وَأَصحٰبُ اليَمينِ ما أَصحٰبُ اليَمينِ(27)
Ashab-ı yemin ki ne ashab-ı yemin! Ne mutludur onlar!(27)
فى سِدرٍ مَخضودٍ(28)
Dalbastı kirazlar,(28)
وَطَلحٍ مَنضودٍ(29)
Dolgun salkımlı muzlar,(29)
وَظِلٍّ مَمدودٍ(30)
Yayılmış gölgeler... [4,57; 13,35; 77,41](30)
وَماءٍ مَسكوبٍ(31)
Şarıl şarıl akan sular... [47,15](31)
وَفٰكِهَةٍ كَثيرَةٍ(32)
Tükenmeyen, eksilmeyen, hiçbir surette esirgenmeyen birçok meyveler içindedirler.(32)
لا مَقطوعَةٍ وَلا مَمنوعَةٍ(33)
Tükenmeyen, eksilmeyen, hiçbir surette esirgenmeyen birçok meyveler içindedirler.(33)
وَفُرُشٍ مَرفوعَةٍ(34)
Onlara, pek değerli eşler de verdik. Biz o eşleri, yepyeni bir yaratılışla yaratıp, sûret ve sîretlerini son derece güzelleştirdik.(34)
إِنّا أَنشَأنٰهُنَّ إِنشاءً(35)
Onlara, pek değerli eşler de verdik. Biz o eşleri, yepyeni bir yaratılışla yaratıp, sûret ve sîretlerini son derece güzelleştirdik.(35)
فَجَعَلنٰهُنَّ أَبكارًا(36)
Böylece onları, ashab-ı yemin için bakire kızlar, kocalarına âşık yaşıtlar kıldık.(36)
عُرُبًا أَترابًا(37)
Böylece onları, ashab-ı yemin için bakire kızlar, kocalarına âşık yaşıtlar kıldık.(37)
لِأَصحٰبِ اليَمينِ(38)
Böylece onları, ashab-ı yemin için bakire kızlar, kocalarına âşık yaşıtlar kıldık.(38)
ثُلَّةٌ مِنَ الأَوَّلينَ(39)
Birçoğu önceki ümmetlerden, birçoğu da sonrakilerden.(39)
وَثُلَّةٌ مِنَ الءاخِرينَ(40)
Birçoğu önceki ümmetlerden, birçoğu da sonrakilerden.(40)
وَأَصحٰبُ الشِّمالِ ما أَصحٰبُ الشِّمالِ(41)
Ashab-ı şimal ki ne ashab-ı şimal! Ne bedbahttır onlar!(41)
فى سَمومٍ وَحَميمٍ(42)
Onlar kızgın ateşte ve kaynar sularda...(42)
وَظِلٍّ مِن يَحمومٍ(43)
Ne serin, ne de faydalı olmayan, kapkara duman tabakası altındadırlar. [77,29-34](43)
لا بارِدٍ وَلا كَريمٍ(44)
Ne serin, ne de faydalı olmayan, kapkara duman tabakası altındadırlar. [77,29-34](44)
إِنَّهُم كانوا قَبلَ ذٰلِكَ مُترَفينَ(45)
Çünkü onlar dünyada iken refah içinde şımarırlardı.(45)
وَكانوا يُصِرّونَ عَلَى الحِنثِ العَظيمِ(46)
O en büyük günahta, şirkte ısrar ederlerdi.(46)
وَكانوا يَقولونَ أَئِذا مِتنا وَكُنّا تُرابًا وَعِظٰمًا أَءِنّا لَمَبعوثونَ(47)
Ve derlerdi ki: “Ölüp toprak olduktan ve çürümüş kemik haline geldikten sonra mı biz diriltilecekmişiz? Gelip geçmiş atalarımız da mı?”(47)
أَوَءاباؤُنَا الأَوَّلونَ(48)
Ve derlerdi ki: “Ölüp toprak olduktan ve çürümüş kemik haline geldikten sonra mı biz diriltilecekmişiz? Gelip geçmiş atalarımız da mı?”(48)
قُل إِنَّ الأَوَّلينَ وَالءاخِرينَ(49)
De ki: “Öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün, belli vaktinde mutlaka toplanacaksınız.” [11,103-105](49)
لَمَجموعونَ إِلىٰ ميقٰتِ يَومٍ مَعلومٍ(50)
De ki: “Öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün, belli vaktinde mutlaka toplanacaksınız.” [11,103-105](50)
ثُمَّ إِنَّكُم أَيُّهَا الضّالّونَ المُكَذِّبونَ(51)
Sonra siz ey yoldan sapanlar ve hak dini yalan sayanlar!(51)
لَءاكِلونَ مِن شَجَرٍ مِن زَقّومٍ(52)
Zakkum ağacının meyvesinden yiyecek,(52)
فَمالِـٔونَ مِنهَا البُطونَ(53)
Karınlarınızı onunla dolduracak,(53)
فَشٰرِبونَ عَلَيهِ مِنَ الحَميمِ(54)
Üstüne de kaynar su içeceksiniz!(54)
فَشٰرِبونَ شُربَ الهيمِ(55)
Hem de susamış develerin suya saldırışı gibi saldırarak içeceksiniz.(55)
هٰذا نُزُلُهُم يَومَ الدّينِ(56)
İşte hesap gününde onlara ikram edilecek ziyafet! [18,107](56)
نَحنُ خَلَقنٰكُم فَلَولا تُصَدِّقونَ(57)
Sizi yaratan Biz'iz, hâlâ bu gerçeği ikrar ve tasdik etmeyecek misiniz?(57)
أَفَرَءَيتُم ما تُمنونَ(58)
Şimdi düşünsenize o akıttığınız meniyi! Onu yaratıp insan haline getiren siz misiniz, yoksa Biz miyiz?(58)
ءَأَنتُم تَخلُقونَهُ أَم نَحنُ الخٰلِقونَ(59)
Şimdi düşünsenize o akıttığınız meniyi! Onu yaratıp insan haline getiren siz misiniz, yoksa Biz miyiz?(59)
نَحنُ قَدَّرنا بَينَكُمُ المَوتَ وَما نَحنُ بِمَسبوقينَ(60)
Aranızda ölümü Biz takdir ettik. Sizi yok edip yerinize benzerlerinizi getirmeyi ve sizi bilemeyeceğiniz bir biçimde ve vasıfta yaratmayı dilersek, Bize mani olacak hiçbir güç yoktur.(60)
عَلىٰ أَن نُبَدِّلَ أَمثٰلَكُم وَنُنشِئَكُم فى ما لا تَعلَمونَ(61)
Aranızda ölümü Biz takdir ettik. Sizi yok edip yerinize benzerlerinizi getirmeyi ve sizi bilemeyeceğiniz bir biçimde ve vasıfta yaratmayı dilersek, Bize mani olacak hiçbir güç yoktur.(61)
وَلَقَد عَلِمتُمُ النَّشأَةَ الأولىٰ فَلَولا تَذَكَّرونَ(62)
Siz ilk yaratmayı pek iyi biliyorsunuz, artık düşünüp ibret almanız gerekmez mi? [30,27; 19,67; 36,77-79; 75,36-40](62)
أَفَرَءَيتُم ما تَحرُثونَ(63)
Ektiğiniz tohuma baksanıza! Siz mi onu yetiştiriyorsunuz Biz mi?(63)
ءَأَنتُم تَزرَعونَهُ أَم نَحنُ الزّٰرِعونَ(64)
Ektiğiniz tohuma baksanıza! Siz mi onu yetiştiriyorsunuz Biz mi?(64)
لَو نَشاءُ لَجَعَلنٰهُ حُطٰمًا فَظَلتُم تَفَكَّهونَ(65)
Eğer isteseydik onu kuru çöp haline getirirdik, siz de şaşıp kalır, pişman olurdunuz:(65)
إِنّا لَمُغرَمونَ(66)
“Eyvah! Emeklerimiz boşa gitti.”(66)
بَل نَحنُ مَحرومونَ(67)
Hatta doğrusu biz rızıktan mahrum kaldık, sefalete mahkûm olduk.” derdiniz.(67)
أَفَرَءَيتُمُ الماءَ الَّذى تَشرَبونَ(68)
Peki içtiğiniz suya ne dersiniz?(68)
ءَأَنتُم أَنزَلتُموهُ مِنَ المُزنِ أَم نَحنُ المُنزِلونَ(69)
Onu buluttan siz mi indirdiniz, yoksa Biz mi?(69)
لَو نَشاءُ جَعَلنٰهُ أُجاجًا فَلَولا تَشكُرونَ(70)
Dileseydik onu tuzlu da yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?(70)
أَفَرَءَيتُمُ النّارَ الَّتى تورونَ(71)
Peki, yakmakta olduğunuz ateşe ne dersiniz?(71)
ءَأَنتُم أَنشَأتُم شَجَرَتَها أَم نَحنُ المُنشِـٔونَ(72)
Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan Biz miyiz?(72)
نَحنُ جَعَلنٰها تَذكِرَةً وَمَتٰعًا لِلمُقوينَ(73)
Biz onu çölde, yolda bulunanlar ve muhtaçlar için hem bir ders, hem de istifade vesilesi kıldık.(73)
فَسَبِّح بِاسمِ رَبِّكَ العَظيمِ(74)
Öyleyse Ulu Rabbinin yüce adını tenzih et.(74)
۞ فَلا أُقسِمُ بِمَوٰقِعِ النُّجومِ(75)
Hayır! Vakit vakit inen Kur'ân’a yemin ederim ki,(75)
وَإِنَّهُ لَقَسَمٌ لَو تَعلَمونَ عَظيمٌ(76)
Eğer anlarsanız bu gerçekten büyük bir yemindir.(76)
إِنَّهُ لَقُرءانٌ كَريمٌ(77)
Bu kitap, pek değerli, şerefli bir Kur'ân’dır.(77)
فى كِتٰبٍ مَكنونٍ(78)
O iyi korunmuş bir kitapta, Levh-i Mahfuzdadır.(78)
لا يَمَسُّهُ إِلَّا المُطَهَّرونَ(79)
Ona tertemiz (abdestli) olanlardan başkası dokunamaz.(79)
تَنزيلٌ مِن رَبِّ العٰلَمينَ(80)
Rabbülâlemin tarafından indirilmiştir.(80)
أَفَبِهٰذَا الحَديثِ أَنتُم مُدهِنونَ(81)
Şimdi bu kelamı mı siz küçümsüyorsunuz?(81)
وَتَجعَلونَ رِزقَكُم أَنَّكُم تُكَذِّبونَ(82)
Bu nimete teşekkürünüz, onu yalan saymanız mı olmalıydı!(82)
فَلَولا إِذا بَلَغَتِ الحُلقومَ(83)
Haydi görelim sizi, can boğaza geldiğinde,(83)
وَأَنتُم حينَئِذٍ تَنظُرونَ(84)
O vakit can çekişenin yanında bulunan sizler bakar durursunuz.(84)
وَنَحنُ أَقرَبُ إِلَيهِ مِنكُم وَلٰكِن لا تُبصِرونَ(85)
Biz ise, ona sizden daha yakınız, ama siz göremezsiniz.(85)
فَلَولا إِن كُنتُم غَيرَ مَدينينَ(86)
Haydi bakalım eğer âhirette vereceğiniz hesap yoksa,(86)
تَرجِعونَها إِن كُنتُم صٰدِقينَ(87)
İddianızda tutarlı iseniz, çıkmakta olan o rûhu geri döndürsenize!(87)
فَأَمّا إِن كانَ مِنَ المُقَرَّبينَ(88)
Ama eğer ölen kimse Allah'a yakın olanlardan ise, onun için rahatlık, güzel nasip ve naîm cenneti var.(88)
فَرَوحٌ وَرَيحانٌ وَجَنَّتُ نَعيمٍ(89)
Ama eğer ölen kimse Allah'a yakın olanlardan ise, onun için rahatlık, güzel nasip ve naîm cenneti var.(89)
وَأَمّا إِن كانَ مِن أَصحٰبِ اليَمينِ(90)
Eğer ashab-ı yeminden ise “Selâm sana ashab-ı yeminden!” denilecek. [41,30-32](90)
فَسَلٰمٌ لَكَ مِن أَصحٰبِ اليَمينِ(91)
Eğer ashab-ı yeminden ise “Selâm sana ashab-ı yeminden!” denilecek. [41,30-32](91)
وَأَمّا إِن كانَ مِنَ المُكَذِّبينَ الضّالّينَ(92)
Ama eğer dini yalan sayan sapıklardan ise onun ziyafeti kaynar su, peşinden de cehenneme atılış olacak.(92)
فَنُزُلٌ مِن حَميمٍ(93)
Ama eğer dini yalan sayan sapıklardan ise onun ziyafeti kaynar su, peşinden de cehenneme atılış olacak.(93)
وَتَصلِيَةُ جَحيمٍ(94)
Ama eğer dini yalan sayan sapıklardan ise onun ziyafeti kaynar su, peşinden de cehenneme atılış olacak.(94)
إِنَّ هٰذا لَهُوَ حَقُّ اليَقينِ(95)
İşte, hakkında hiç şüphe olmayan gerçek budur!(95)
فَسَبِّح بِاسمِ رَبِّكَ العَظيمِ(96)
O halde Ulu Rabbinin ismini tenzih et!(96)