Al-Mutaffife( المطففين)
Original,King Fahad Quran Complex(الأصلي,مجمع الملك فهد القرآن)
show/hide
Suat Yildirim(Suat Yıldırım)
show/hide
بِسمِ اللَّهِ الرَّحمٰنِ الرَّحيمِ وَيلٌ لِلمُطَفِّفينَ(1)
Vay haline eksik ölçüp tartanların!(1)
الَّذينَ إِذَا اكتالوا عَلَى النّاسِ يَستَوفونَ(2)
Onlar ki satın alırken haklarını tam olarak alırlar.(2)
وَإِذا كالوهُم أَو وَزَنوهُم يُخسِرونَ(3)
Fakat kendileri başkalarına satar, ölçüp tartarken eksik yapar, hîle karıştırırlar. [17,35; 6,152; 55,9](3)
أَلا يَظُنُّ أُولٰئِكَ أَنَّهُم مَبعوثونَ(4)
Sahi onlar, o en mühim günde, yani bütün insanların Rabbülâlemin'in divanında duracakları günde, diriltilip toplanacaklarını düşünmezler mi?(4)
لِيَومٍ عَظيمٍ(5)
Sahi onlar, o en mühim günde, yani bütün insanların Rabbülâlemin'in divanında duracakları günde, diriltilip toplanacaklarını düşünmezler mi?(5)
يَومَ يَقومُ النّاسُ لِرَبِّ العٰلَمينَ(6)
Sahi onlar, o en mühim günde, yani bütün insanların Rabbülâlemin'in divanında duracakları günde, diriltilip toplanacaklarını düşünmezler mi?(6)
كَلّا إِنَّ كِتٰبَ الفُجّارِ لَفى سِجّينٍ(7)
Hayır! Hileye sapmayın, âhireti inkâr etmeyin! Doğrusu, yoldan sapan kâfirlerin hesap defterleri Siccîn'dedir.(7)
وَما أَدرىٰكَ ما سِجّينٌ(8)
Siccîn nedir bilir misin?(8)
كِتٰبٌ مَرقومٌ(9)
Siccîn kâfirlerin yaptıkları işlerin kaydedildiği defterdir.(9)
وَيلٌ يَومَئِذٍ لِلمُكَذِّبينَ(10)
Hakkı yalan sayanların o gün, vay hallerine!(10)
الَّذينَ يُكَذِّبونَ بِيَومِ الدّينِ(11)
Hesap vermeyi yalan sayanların vay hallerine!(11)
وَما يُكَذِّبُ بِهِ إِلّا كُلُّ مُعتَدٍ أَثيمٍ(12)
Buna “yalan” diyenler, ancak zalimler, azgınlar, günaha dadananlardır.(12)
إِذا تُتلىٰ عَلَيهِ ءايٰتُنا قالَ أَسٰطيرُ الأَوَّلينَ(13)
Kendilerine ayetlerimiz okunduğunda: “Bunlar, eski devirde yaşamış insanların masalları!” diyenlerdir. [16,24; 25,5](13)
كَلّا ۖ بَل ۜ رانَ عَلىٰ قُلوبِهِم ما كانوا يَكسِبونَ(14)
Hayır! Gerçek öyle değil! Onların yapageldikleri kötü işler, gitgide kalplerini paslandırmıştır. (onun için âhireti inkâr ederler.)(14)
كَلّا إِنَّهُم عَن رَبِّهِم يَومَئِذٍ لَمَحجوبونَ(15)
Hayır! Hayır! Bu, cezasız kalmayacak. Onlar, o gün Rab'lerini görmekten mahrum kalacaklardır.(15)
ثُمَّ إِنَّهُم لَصالُوا الجَحيمِ(16)
Peşinden de elbette cehenneme gireceklerdir.(16)
ثُمَّ يُقالُ هٰذَا الَّذى كُنتُم بِهِ تُكَذِّبونَ(17)
Sonra kendilerine: “İşte size yalan saydığınız cehennem!” denilir.(17)
كَلّا إِنَّ كِتٰبَ الأَبرارِ لَفى عِلِّيّينَ(18)
Fakat hayırlı insanların hesap defterleri “illiyyûn”dadır.(18)
وَما أَدرىٰكَ ما عِلِّيّونَ(19)
“İlliyyûn” bilir misin nedir?(19)
كِتٰبٌ مَرقومٌ(20)
İlliyyûn, müminlerin yaptıkları işlerin kaydedildiği defterdir.(20)
يَشهَدُهُ المُقَرَّبونَ(21)
Allah'a yakın olanlar ona şahit olurlar.(21)
إِنَّ الأَبرارَ لَفى نَعيمٍ(22)
İşte o hayırlı insanlar, naîm cennetlerindedir.(22)
عَلَى الأَرائِكِ يَنظُرونَ(23)
Koltuklarına kurulup neşe ile etrafa bakınırlar.(23)
تَعرِفُ فى وُجوهِهِم نَضرَةَ النَّعيمِ(24)
Sen onlara bakınca yüzlerinde, cennet nimetlerinin verdiği sevinci okursun.(24)
يُسقَونَ مِن رَحيقٍ مَختومٍ(25)
Kendilerine ağzı mühürlü saf şarap şişelerinden şarap ikram edilir.(25)
خِتٰمُهُ مِسكٌ ۚ وَفى ذٰلِكَ فَليَتَنافَسِ المُتَنٰفِسونَ(26)
Hitamı misktir, içildiğinde sonu mis gibi kokar. İşte yarışacaklarsa insanlar, bu cennet devletine konmak için yarışsınlar!(26)
وَمِزاجُهُ مِن تَسنيمٍ(27)
O şaraba Tesnim içkisi de karıştırılır.(27)
عَينًا يَشرَبُ بِهَا المُقَرَّبونَ(28)
Tesnim de, Allah'a yakın olanların içecekleri bir kaynaktır.(28)
إِنَّ الَّذينَ أَجرَموا كانوا مِنَ الَّذينَ ءامَنوا يَضحَكونَ(29)
Cürümlere, suçlara batanlar dünyada iken, müminlerle alay edip onlara gülerlerdi.(29)
وَإِذا مَرّوا بِهِم يَتَغامَزونَ(30)
Yanlarından geçerken kaş göz hareketleriyle onları küçümserlerdi.(30)
وَإِذَا انقَلَبوا إِلىٰ أَهلِهِمُ انقَلَبوا فَكِهينَ(31)
Ailelerine döndüklerinde yaptıkları bu işlerle övünüp eğlenirlerdi.(31)
وَإِذا رَأَوهُم قالوا إِنَّ هٰؤُلاءِ لَضالّونَ(32)
Onları gördükleri zaman: “Şunlar kaçık insanlar, anormal tipler!” derlerdi.(32)
وَما أُرسِلوا عَلَيهِم حٰفِظينَ(33)
Hoş bunları müminlere gözcü tayin eden de yoktu ya! (Fuzulî bir tarzda, kendi kendilerinde öyle bir yetki görürlerdi).(33)
فَاليَومَ الَّذينَ ءامَنوا مِنَ الكُفّارِ يَضحَكونَ(34)
İşte bu gün de, müminlerkâfirlerin üstüne gülerler.(34)
عَلَى الأَرائِكِ يَنظُرونَ(35)
Koltuklarına kurulurlar“Kâfirler yaptıklarının cezasını buldular mı?” diye bakınırlar.(35)
هَل ثُوِّبَ الكُفّارُ ما كانوا يَفعَلونَ(36)
Koltuklarına kurulurlar“Kâfirler yaptıklarının cezasını buldular mı?” diye bakınırlar.(36)