Al-Muddathth( المدّثر)
Original,King Fahad Quran Complex(الأصلي,مجمع الملك فهد القرآن)
show/hide
Suat Yildirim(Suat Yıldırım)
show/hide
بِسمِ اللَّهِ الرَّحمٰنِ الرَّحيمِ يٰأَيُّهَا المُدَّثِّرُ(1)
Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa kalk ve insanları uyar. Rabbinin büyüklüğünü an. Elbiseni tertemiz tut, maddî manevî kirlerden arın, Pis ve murdar olan her şeyden kaçın Verdiğini çok bularak minnet etme! Rabbinin yolunda sabret! Sûr'a üflendiği gün, Doğrusu, o çok çetin bir gün! Kâfirlere hiç kolay olmayan bir gün!(1)
قُم فَأَنذِر(2)
Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa kalk ve insanları uyar. Rabbinin büyüklüğünü an. Elbiseni tertemiz tut, maddî manevî kirlerden arın, Pis ve murdar olan her şeyden kaçın Verdiğini çok bularak minnet etme! Rabbinin yolunda sabret! Sûr'a üflendiği gün, Doğrusu, o çok çetin bir gün! Kâfirlere hiç kolay olmayan bir gün!(2)
وَرَبَّكَ فَكَبِّر(3)
Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa kalk ve insanları uyar. Rabbinin büyüklüğünü an. Elbiseni tertemiz tut, maddî manevî kirlerden arın, Pis ve murdar olan her şeyden kaçın Verdiğini çok bularak minnet etme! Rabbinin yolunda sabret! Sûr'a üflendiği gün, Doğrusu, o çok çetin bir gün! Kâfirlere hiç kolay olmayan bir gün!(3)
وَثِيابَكَ فَطَهِّر(4)
Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa kalk ve insanları uyar. Rabbinin büyüklüğünü an. Elbiseni tertemiz tut, maddî manevî kirlerden arın, Pis ve murdar olan her şeyden kaçın Verdiğini çok bularak minnet etme! Rabbinin yolunda sabret! Sûr'a üflendiği gün, Doğrusu, o çok çetin bir gün! Kâfirlere hiç kolay olmayan bir gün!(4)
وَالرُّجزَ فَاهجُر(5)
Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa kalk ve insanları uyar. Rabbinin büyüklüğünü an. Elbiseni tertemiz tut, maddî manevî kirlerden arın, Pis ve murdar olan her şeyden kaçın Verdiğini çok bularak minnet etme! Rabbinin yolunda sabret! Sûr'a üflendiği gün, Doğrusu, o çok çetin bir gün! Kâfirlere hiç kolay olmayan bir gün!(5)
وَلا تَمنُن تَستَكثِرُ(6)
Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa kalk ve insanları uyar. Rabbinin büyüklüğünü an. Elbiseni tertemiz tut, maddî manevî kirlerden arın, Pis ve murdar olan her şeyden kaçın Verdiğini çok bularak minnet etme! Rabbinin yolunda sabret! Sûr'a üflendiği gün, Doğrusu, o çok çetin bir gün! Kâfirlere hiç kolay olmayan bir gün!(6)
وَلِرَبِّكَ فَاصبِر(7)
Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa kalk ve insanları uyar. Rabbinin büyüklüğünü an. Elbiseni tertemiz tut, maddî manevî kirlerden arın, Pis ve murdar olan her şeyden kaçın Verdiğini çok bularak minnet etme! Rabbinin yolunda sabret! Sûr'a üflendiği gün, Doğrusu, o çok çetin bir gün! Kâfirlere hiç kolay olmayan bir gün!(7)
فَإِذا نُقِرَ فِى النّاقورِ(8)
Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa kalk ve insanları uyar. Rabbinin büyüklüğünü an. Elbiseni tertemiz tut, maddî manevî kirlerden arın, Pis ve murdar olan her şeyden kaçın Verdiğini çok bularak minnet etme! Rabbinin yolunda sabret! Sûr'a üflendiği gün, Doğrusu, o çok çetin bir gün! Kâfirlere hiç kolay olmayan bir gün!(8)
فَذٰلِكَ يَومَئِذٍ يَومٌ عَسيرٌ(9)
Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa kalk ve insanları uyar. Rabbinin büyüklüğünü an. Elbiseni tertemiz tut, maddî manevî kirlerden arın, Pis ve murdar olan her şeyden kaçın Verdiğini çok bularak minnet etme! Rabbinin yolunda sabret! Sûr'a üflendiği gün, Doğrusu, o çok çetin bir gün! Kâfirlere hiç kolay olmayan bir gün!(9)
عَلَى الكٰفِرينَ غَيرُ يَسيرٍ(10)
Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa kalk ve insanları uyar. Rabbinin büyüklüğünü an. Elbiseni tertemiz tut, maddî manevî kirlerden arın, Pis ve murdar olan her şeyden kaçın Verdiğini çok bularak minnet etme! Rabbinin yolunda sabret! Sûr'a üflendiği gün, Doğrusu, o çok çetin bir gün! Kâfirlere hiç kolay olmayan bir gün!(10)
ذَرنى وَمَن خَلَقتُ وَحيدًا(11)
Mal ve ailesiz, tek olarak yarattığım, sonra çok çok mal, servet ve etrafında dolaşan oğullar verdiğim, her türlü imkânı önüne serdiğim, o adamın hakkından gelmeyi sen Bana bırak!(11)
وَجَعَلتُ لَهُ مالًا مَمدودًا(12)
Mal ve ailesiz, tek olarak yarattığım, sonra çok çok mal, servet ve etrafında dolaşan oğullar verdiğim, her türlü imkânı önüne serdiğim, o adamın hakkından gelmeyi sen Bana bırak!(12)
وَبَنينَ شُهودًا(13)
Mal ve ailesiz, tek olarak yarattığım, sonra çok çok mal, servet ve etrafında dolaşan oğullar verdiğim, her türlü imkânı önüne serdiğim, o adamın hakkından gelmeyi sen Bana bırak!(13)
وَمَهَّدتُ لَهُ تَمهيدًا(14)
Mal ve ailesiz, tek olarak yarattığım, sonra çok çok mal, servet ve etrafında dolaşan oğullar verdiğim, her türlü imkânı önüne serdiğim, o adamın hakkından gelmeyi sen Bana bırak!(14)
ثُمَّ يَطمَعُ أَن أَزيدَ(15)
Hâlâ da açgözlülükle imkânlarını daha da artırmama hevesleniyor.(15)
كَلّا ۖ إِنَّهُ كانَ لِءايٰتِنا عَنيدًا(16)
Hiç heveslenmesin! Çünkü o Bizim âyetlerimize karşı inatçı kesildi.(16)
سَأُرهِقُهُ صَعودًا(17)
Ben de onu sarp mı sarp bir yokuşa sardıracağım.(17)
إِنَّهُ فَكَّرَ وَقَدَّرَ(18)
O düşündü, ölçtü, biçti...(18)
فَقُتِلَ كَيفَ قَدَّرَ(19)
Kahrolası, nasıl da ölçtü biçti!(19)
ثُمَّ قُتِلَ كَيفَ قَدَّرَ(20)
Hay kahrolası! Nasıl, nasıl da ölçtü biçti!(20)
ثُمَّ نَظَرَ(21)
Sonra baktı...(21)
ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَ(22)
Derken suratını astı, kaşlarını çattı...(22)
ثُمَّ أَدبَرَ وَاستَكبَرَ(23)
Sonra da sırtını döndü, kibirinden kabardı, arkasına bakmadan çekip gitti!(23)
فَقالَ إِن هٰذا إِلّا سِحرٌ يُؤثَرُ(24)
“Bu, büyücülerden nakledilen büyüden ibarettir.” dedi.(24)
إِن هٰذا إِلّا قَولُ البَشَرِ(25)
Bu, beşer sözünden başka bir şey değildir.”(25)
سَأُصليهِ سَقَرَ(26)
(“Beşer” desin bakalım) “Ben de onu sekar'a atacağım.(26)
وَما أَدرىٰكَ ما سَقَرُ(27)
Sekar nedir bilir misin? Nereden bileceksin!(27)
لا تُبقى وَلا تَذَرُ(28)
O, içine atılanı yer, bitirir. Yine de bırakmaz, eski haline çevirip bu işi tekrar eder.(28)
لَوّاحَةٌ لِلبَشَرِ(29)
Sürekli olarak derileri kavurur.(29)
عَلَيها تِسعَةَ عَشَرَ(30)
Üzerinde on dokuz görevli vardır.(30)
وَما جَعَلنا أَصحٰبَ النّارِ إِلّا مَلٰئِكَةً ۙ وَما جَعَلنا عِدَّتَهُم إِلّا فِتنَةً لِلَّذينَ كَفَروا لِيَستَيقِنَ الَّذينَ أوتُوا الكِتٰبَ وَيَزدادَ الَّذينَ ءامَنوا إيمٰنًا ۙ وَلا يَرتابَ الَّذينَ أوتُوا الكِتٰبَ وَالمُؤمِنونَ ۙ وَلِيَقولَ الَّذينَ فى قُلوبِهِم مَرَضٌ وَالكٰفِرونَ ماذا أَرادَ اللَّهُ بِهٰذا مَثَلًا ۚ كَذٰلِكَ يُضِلُّ اللَّهُ مَن يَشاءُ وَيَهدى مَن يَشاءُ ۚ وَما يَعلَمُ جُنودَ رَبِّكَ إِلّا هُوَ ۚ وَما هِىَ إِلّا ذِكرىٰ لِلبَشَرِ(31)
Biz cehennem görevlilerini sadece melaikelerden kıldık. Onların sayısını da kâfirler için imtihan ve sıkıntı sebebi yaptık ki Ehl-i kitaptan olanlar Peygambere imanda yakîn sahibi olup, daha kesin inansınlar. mü'minlerin imanlarındaki yakinleri artsın. Ehl-i kitap ve müminler tereddüde düşmesinler. Kalplerinde hastalık olan münafıklar ile kâfirler de neticede: “Allah, bu misal ile ne anlatmak istemiş olabilir?” desinler. Böylece Allah dilediğini şaşırtır, dilediğini doğru yola iletir. Rabbinin ordularını Kendisinden başka kimse bilemez. Bu, (yani cehennem veya ondan bahseden âyetler) beşere bir öğüt ve uyarıdan başka bir şey değildir. [2,26](31)
كَلّا وَالقَمَرِ(32)
Hayır! İş kâfirlerin dediği gibi değil. Ay'a,(32)
وَالَّيلِ إِذ أَدبَرَ(33)
Ve dönüp giden geceye,(33)
وَالصُّبحِ إِذا أَسفَرَ(34)
Ağardığı dem sabaha kasem edip şahit tutarım ki.(34)
إِنَّها لَإِحدَى الكُبَرِ(35)
O sekar belâların en müthişidir.(35)
نَذيرًا لِلبَشَرِ(36)
Beşer için en büyük uyarıdır.(36)
لِمَن شاءَ مِنكُم أَن يَتَقَدَّمَ أَو يَتَأَخَّرَ(37)
İleri veya geri gitmek durumunda olanlar için en büyük uyarıdır.(37)
كُلُّ نَفسٍ بِما كَسَبَت رَهينَةٌ(38)
Ashab-ı yeminden, hesap defterini sağ tarafından alan cennetlikler dışında herkes, yaptığı işlerin rehini ve esîri olacaktır.(38)
إِلّا أَصحٰبَ اليَمينِ(39)
Ashab-ı yeminden, hesap defterini sağ tarafından alan cennetlikler dışında herkes, yaptığı işlerin rehini ve esîri olacaktır.(39)
فى جَنّٰتٍ يَتَساءَلونَ(40)
Onlar mutlaka cennetlerde mücrimlerin durumu hakkında, kendi aralarında konuşurlar. O suçlulara: “Neydi bu cehenneme sizi sürükleyen?” diye sorulur.(40)
عَنِ المُجرِمينَ(41)
Onlar mutlaka cennetlerde mücrimlerin durumu hakkında, kendi aralarında konuşurlar. O suçlulara: “Neydi bu cehenneme sizi sürükleyen?” diye sorulur.(41)
ما سَلَكَكُم فى سَقَرَ(42)
Onlar mutlaka cennetlerde mücrimlerin durumu hakkında, kendi aralarında konuşurlar. O suçlulara: “Neydi bu cehenneme sizi sürükleyen?” diye sorulur.(42)
قالوا لَم نَكُ مِنَ المُصَلّينَ(43)
Onlar şöyle cevap verirler: Biz namaz kılanlardan değildik.(43)
وَلَم نَكُ نُطعِمُ المِسكينَ(44)
Fakirleri doyurmaz, onların ihtiyaçlarıyla ilgilenmezdik.(44)
وَكُنّا نَخوضُ مَعَ الخائِضينَ(45)
Batıl sözlere dalanlarla beraber biz de dalardık.(45)
وَكُنّا نُكَذِّبُ بِيَومِ الدّينِ(46)
Bu hesap gününü yalan sayardık.(46)
حَتّىٰ أَتىٰنَا اليَقينُ(47)
Ölüm bizi yakalayıncaya kadar hep böyle idik.”(47)
فَما تَنفَعُهُم شَفٰعَةُ الشّٰفِعينَ(48)
Artık onlara şefaatçilerin şefaati fayda etmez.(48)
فَما لَهُم عَنِ التَّذكِرَةِ مُعرِضينَ(49)
Ne oluyor onlara ki bu öğütten, bu irşaddan arslandan ürküp kaçan yaban eşeği gibi kaçıyorlar?(49)
كَأَنَّهُم حُمُرٌ مُستَنفِرَةٌ(50)
Ne oluyor onlara ki bu öğütten, bu irşaddan arslandan ürküp kaçan yaban eşeği gibi kaçıyorlar?(50)
فَرَّت مِن قَسوَرَةٍ(51)
Ne oluyor onlara ki bu öğütten, bu irşaddan arslandan ürküp kaçan yaban eşeği gibi kaçıyorlar?(51)
بَل يُريدُ كُلُّ امرِئٍ مِنهُم أَن يُؤتىٰ صُحُفًا مُنَشَّرَةً(52)
Bu beyler, bu öğütle yetinmeyip üstelik her biri kendisine mahsus özel kitap, özel ferman isterler!(52)
كَلّا ۖ بَل لا يَخافونَ الءاخِرَةَ(53)
Hayır! onlar aslında âhiret endişesi taşımazlar.(53)
كَلّا إِنَّهُ تَذكِرَةٌ(54)
Hayır! Gerçekten bu bir öğüttür, bir uyarıdır.(54)
فَمَن شاءَ ذَكَرَهُ(55)
Dileyen onu okur, düşünür ve ders alır.(55)
وَما يَذكُرونَ إِلّا أَن يَشاءَ اللَّهُ ۚ هُوَ أَهلُ التَّقوىٰ وَأَهلُ المَغفِرَةِ(56)
Ama Allah dilemedikçe onlar ders alamazlar. Saygı duyulup cezasından sakınmaya lâyık olan da, günahkârların günahlarını bağışlama şanına yaraşan da yalnız O'dur.(56)