Abasa( عبس)
Original,King Fahad Quran Complex(الأصلي,مجمع الملك فهد القرآن)
show/hide
Suat Yildirim(Suat Yıldırım)
show/hide
بِسمِ اللَّهِ الرَّحمٰنِ الرَّحيمِ عَبَسَ وَتَوَلّىٰ(1)
Yanına görmeyen (âma) biri geldi diye yüzünü ekşitti ve sırtını döndü.(1)
أَن جاءَهُ الأَعمىٰ(2)
Yanına görmeyen (âma) biri geldi diye yüzünü ekşitti ve sırtını döndü.(2)
وَما يُدريكَ لَعَلَّهُ يَزَّكّىٰ(3)
Ne bilirsin, belki de alacağı öğütle arınacaktı. Yahut nasihati dinleyip ondan yararlanacaktı?(3)
أَو يَذَّكَّرُ فَتَنفَعَهُ الذِّكرىٰ(4)
Ne bilirsin, belki de alacağı öğütle arınacaktı. Yahut nasihati dinleyip ondan yararlanacaktı?(4)
أَمّا مَنِ استَغنىٰ(5)
Ama irşada ihtiyaç duymayana ise, ona dönüp itibar ediyorsun.(5)
فَأَنتَ لَهُ تَصَدّىٰ(6)
Ama irşada ihtiyaç duymayana ise, ona dönüp itibar ediyorsun.(6)
وَما عَلَيكَ أَلّا يَزَّكّىٰ(7)
Halbuki kendisi arınmak istemiyorsa onun arınmamasından sana ne!(7)
وَأَمّا مَن جاءَكَ يَسعىٰ(8)
Fakat Allaha saygı duyarak sana şevkle koşa koşa gelenle sen ilgilenmiyorsun.(8)
وَهُوَ يَخشىٰ(9)
Fakat Allaha saygı duyarak sana şevkle koşa koşa gelenle sen ilgilenmiyorsun.(9)
فَأَنتَ عَنهُ تَلَهّىٰ(10)
Fakat Allaha saygı duyarak sana şevkle koşa koşa gelenle sen ilgilenmiyorsun.(10)
كَلّا إِنَّها تَذكِرَةٌ(11)
Hayır! Öyle yapma! Çünkü o ayetler öğüttür, uyarıdır.(11)
فَمَن شاءَ ذَكَرَهُ(12)
Artık isteyen ders alır.(12)
فى صُحُفٍ مُكَرَّمَةٍ(13)
O ayetler şerefli yüce ve tertemiz sahifelerde, iyilik timsali çok değerli kâtiplerin elleriyle yazılıdır.(13)
مَرفوعَةٍ مُطَهَّرَةٍ(14)
O ayetler şerefli yüce ve tertemiz sahifelerde, iyilik timsali çok değerli kâtiplerin elleriyle yazılıdır.(14)
بِأَيدى سَفَرَةٍ(15)
O ayetler şerefli yüce ve tertemiz sahifelerde, iyilik timsali çok değerli kâtiplerin elleriyle yazılıdır.(15)
كِرامٍ بَرَرَةٍ(16)
O ayetler şerefli yüce ve tertemiz sahifelerde, iyilik timsali çok değerli kâtiplerin elleriyle yazılıdır.(16)
قُتِلَ الإِنسٰنُ ما أَكفَرَهُ(17)
Kahrolası kâfir insan, ne nankördür o!(17)
مِن أَىِّ شَيءٍ خَلَقَهُ(18)
Yaratan onu neden yarattı?Bir meni damlasından yarattı.Yarattı ve güzel bir biçim verdi.Sonra da hayat yolunu kolaylaştırdı.En sonunda da onu öldürür ve kabre koyar. Daha sonra da, istediği zaman onu diriltir.(18)
مِن نُطفَةٍ خَلَقَهُ فَقَدَّرَهُ(19)
Yaratan onu neden yarattı?Bir meni damlasından yarattı.Yarattı ve güzel bir biçim verdi.Sonra da hayat yolunu kolaylaştırdı.En sonunda da onu öldürür ve kabre koyar. Daha sonra da, istediği zaman onu diriltir.(19)
ثُمَّ السَّبيلَ يَسَّرَهُ(20)
Yaratan onu neden yarattı?Bir meni damlasından yarattı.Yarattı ve güzel bir biçim verdi.Sonra da hayat yolunu kolaylaştırdı.En sonunda da onu öldürür ve kabre koyar. Daha sonra da, istediği zaman onu diriltir.(20)
ثُمَّ أَماتَهُ فَأَقبَرَهُ(21)
Yaratan onu neden yarattı?Bir meni damlasından yarattı.Yarattı ve güzel bir biçim verdi.Sonra da hayat yolunu kolaylaştırdı.En sonunda da onu öldürür ve kabre koyar. Daha sonra da, istediği zaman onu diriltir.(21)
ثُمَّ إِذا شاءَ أَنشَرَهُ(22)
Yaratan onu neden yarattı?Bir meni damlasından yarattı.Yarattı ve güzel bir biçim verdi.Sonra da hayat yolunu kolaylaştırdı.En sonunda da onu öldürür ve kabre koyar. Daha sonra da, istediği zaman onu diriltir.(22)
كَلّا لَمّا يَقضِ ما أَمَرَهُ(23)
Hayır! İnsan, Allah'ın buyruğunu lâyıkıyla yerine getirmedi.(23)
فَليَنظُرِ الإِنسٰنُ إِلىٰ طَعامِهِ(24)
Hele, insan, yiyeceklerinin kaynağına bir baksın: Biz yağmuru gökten şırıl şırıl döktük.Sonra nebat bitsin diye, toprağı iyice sürdük, Orada hububatlar, taneler, üzümler ve yoncalar, zeytinler ve hurmalar, ağaçları gür ve sık bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik.(24)
أَنّا صَبَبنَا الماءَ صَبًّا(25)
Hele, insan, yiyeceklerinin kaynağına bir baksın: Biz yağmuru gökten şırıl şırıl döktük.Sonra nebat bitsin diye, toprağı iyice sürdük, Orada hububatlar, taneler, üzümler ve yoncalar, zeytinler ve hurmalar, ağaçları gür ve sık bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik.(25)
ثُمَّ شَقَقنَا الأَرضَ شَقًّا(26)
Hele, insan, yiyeceklerinin kaynağına bir baksın: Biz yağmuru gökten şırıl şırıl döktük.Sonra nebat bitsin diye, toprağı iyice sürdük, Orada hububatlar, taneler, üzümler ve yoncalar, zeytinler ve hurmalar, ağaçları gür ve sık bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik.(26)
فَأَنبَتنا فيها حَبًّا(27)
Hele, insan, yiyeceklerinin kaynağına bir baksın: Biz yağmuru gökten şırıl şırıl döktük.Sonra nebat bitsin diye, toprağı iyice sürdük, Orada hububatlar, taneler, üzümler ve yoncalar, zeytinler ve hurmalar, ağaçları gür ve sık bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik.(27)
وَعِنَبًا وَقَضبًا(28)
Hele, insan, yiyeceklerinin kaynağına bir baksın: Biz yağmuru gökten şırıl şırıl döktük.Sonra nebat bitsin diye, toprağı iyice sürdük, Orada hububatlar, taneler, üzümler ve yoncalar, zeytinler ve hurmalar, ağaçları gür ve sık bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik.(28)
وَزَيتونًا وَنَخلًا(29)
Hele, insan, yiyeceklerinin kaynağına bir baksın: Biz yağmuru gökten şırıl şırıl döktük.Sonra nebat bitsin diye, toprağı iyice sürdük, Orada hububatlar, taneler, üzümler ve yoncalar, zeytinler ve hurmalar, ağaçları gür ve sık bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik.(29)
وَحَدائِقَ غُلبًا(30)
Hele, insan, yiyeceklerinin kaynağına bir baksın: Biz yağmuru gökten şırıl şırıl döktük.Sonra nebat bitsin diye, toprağı iyice sürdük, Orada hububatlar, taneler, üzümler ve yoncalar, zeytinler ve hurmalar, ağaçları gür ve sık bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik.(30)
وَفٰكِهَةً وَأَبًّا(31)
Hele, insan, yiyeceklerinin kaynağına bir baksın: Biz yağmuru gökten şırıl şırıl döktük.Sonra nebat bitsin diye, toprağı iyice sürdük, Orada hububatlar, taneler, üzümler ve yoncalar, zeytinler ve hurmalar, ağaçları gür ve sık bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik.(31)
مَتٰعًا لَكُم وَلِأَنعٰمِكُم(32)
Bütün bunları sizin ve davarlarınızın faydalanması için yaptık.(32)
فَإِذا جاءَتِ الصّاخَّةُ(33)
Ama vakti gelip de o kulakları patlatan dehşetli gün geldiği zaman(33)
يَومَ يَفِرُّ المَرءُ مِن أَخيهِ(34)
İşte o gün kişi kardeşinden, annesinden ve babasından, eşinden ve evlatlarından bile kaçar.(34)
وَأُمِّهِ وَأَبيهِ(35)
İşte o gün kişi kardeşinden, annesinden ve babasından, eşinden ve evlatlarından bile kaçar.(35)
وَصٰحِبَتِهِ وَبَنيهِ(36)
İşte o gün kişi kardeşinden, annesinden ve babasından, eşinden ve evlatlarından bile kaçar.(36)
لِكُلِّ امرِئٍ مِنهُم يَومَئِذٍ شَأنٌ يُغنيهِ(37)
O gün onlardan her birinin başından aşkın derdi ve tasası vardır.(37)
وُجوهٌ يَومَئِذٍ مُسفِرَةٌ(38)
Yüzler vardır o gün pırıl pırıldır.(38)
ضاحِكَةٌ مُستَبشِرَةٌ(39)
Güleçtir, sevinç doludur.(39)
وَوُجوهٌ يَومَئِذٍ عَلَيها غَبَرَةٌ(40)
Yüzler de vardır toza toprağa bulanmış,(40)
تَرهَقُها قَتَرَةٌ(41)
Üstünü karanlık kaplamıştır.(41)
أُولٰئِكَ هُمُ الكَفَرَةُ الفَجَرَةُ(42)
İşte bunlar kâfir, günaha dadanan, haktan sapan kimselerdir.(42)