Ash-Shu'araa( الشعراء)
Original,King Fahad Quran Complex(الأصلي,مجمع الملك فهد القرآن)
show/hide
Elmalili Hamdi Yazir(Elmalılı Hamdi Yazır)
show/hide
بِسمِ اللَّهِ الرَّحمٰنِ الرَّحيمِ طسم(1)
Tâ, Sîn, Mîm.(1)
تِلكَ ءايٰتُ الكِتٰبِ المُبينِ(2)
Bunlar sana apaçık kitabın âyetleridir.(2)
لَعَلَّكَ بٰخِعٌ نَفسَكَ أَلّا يَكونوا مُؤمِنينَ(3)
(Resulüm!) Onlar iman etmiyorlar diye adeta kendine kıyacaksın!(3)
إِن نَشَأ نُنَزِّل عَلَيهِم مِنَ السَّماءِ ءايَةً فَظَلَّت أَعنٰقُهُم لَها خٰضِعينَ(4)
Biz dilersek onların üzerlerine gökten bir âyet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilekalır.(4)
وَما يَأتيهِم مِن ذِكرٍ مِنَ الرَّحمٰنِ مُحدَثٍ إِلّا كانوا عَنهُ مُعرِضينَ(5)
Bununla beraber kendilerine O Rahmân'dan yeni bir öğüt gelmeyedursun, ille ondan yüz çevirirler.(5)
فَقَد كَذَّبوا فَسَيَأتيهِم أَنبٰؤُا۟ ما كانوا بِهِ يَستَهزِءونَ(6)
Üstelik (ona) "yalandır" dediler; fakat onlara alay edip durdukları şeyin haberleri yakında gelecektir.(6)
أَوَلَم يَرَوا إِلَى الأَرضِ كَم أَنبَتنا فيها مِن كُلِّ زَوجٍ كَريمٍ(7)
Yeryüzüne bir bakmadılar mı? Biz orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirmişiz.(7)
إِنَّ فى ذٰلِكَ لَءايَةً ۖ وَما كانَ أَكثَرُهُم مُؤمِنينَ(8)
Şüphesiz ki bunda mutlak bir âyet (nişane) vardır; ama onların çoğu iman etmezler.(8)
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ العَزيزُ الرَّحيمُ(9)
Ve şüphe yok ki Rabbin, galip ve engin merhamet sahibidir.(9)
وَإِذ نادىٰ رَبُّكَ موسىٰ أَنِ ائتِ القَومَ الظّٰلِمينَ(10)
Bir vakit de Rabbin, Musa'ya nida edip "Git o zalim kavme" dedi.(10)
قَومَ فِرعَونَ ۚ أَلا يَتَّقونَ(11)
"Firavun kavmine, hâlâ sakınmayacaklar mı?"(11)
قالَ رَبِّ إِنّى أَخافُ أَن يُكَذِّبونِ(12)
(Musa) şöyle seslendi: "Ya Rab! Doğrusu ben korkarım ki beni yalancı sayarlar."(12)
وَيَضيقُ صَدرى وَلا يَنطَلِقُ لِسانى فَأَرسِل إِلىٰ هٰرونَ(13)
"Ve göğsüm daralır, dilim dönmez, onun için Harun'a da elçilik ver."(13)
وَلَهُم عَلَىَّ ذَنبٌ فَأَخافُ أَن يَقتُلونِ(14)
"Hem onların bana isnad ettikleri bir suç var. Ondan dolayı korkarım ki, hemen beni öldürürler."(14)
قالَ كَلّا ۖ فَاذهَبا بِـٔايٰتِنا ۖ إِنّا مَعَكُم مُستَمِعونَ(15)
(Allah): "Hayır hayır" buyurdu, "haydi ikiniz âyetlerimizle (mucizelerimizle) gidin. Şüphesiz ki, biz sizinle beraberiz. (Onları) işitiyoruz."(15)
فَأتِيا فِرعَونَ فَقولا إِنّا رَسولُ رَبِّ العٰلَمينَ(16)
"Haydin Firavun'a gidin de deyin ki: İnan biz, âlemlerin Rabbinin elçisiyiz.(16)
أَن أَرسِل مَعَنا بَنى إِسرٰءيلَ(17)
İsrail oğullarını bizimle beraber gönder."(17)
قالَ أَلَم نُرَبِّكَ فينا وَليدًا وَلَبِثتَ فينا مِن عُمُرِكَ سِنينَ(18)
"Â, dedi, biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının bir çok yıllarını aramızda geçirmedin mi?"(18)
وَفَعَلتَ فَعلَتَكَ الَّتى فَعَلتَ وَأَنتَ مِنَ الكٰفِرينَ(19)
"Sonunda o yaptığın (kötü) işi de yaptın. Sen nankörün birisin!"(19)
قالَ فَعَلتُها إِذًا وَأَنا۠ مِنَ الضّالّينَ(20)
Musa, "Ben, dedi, o işi o anda yaptım ki şaşkınlardandım."(20)
فَفَرَرتُ مِنكُم لَمّا خِفتُكُم فَوَهَبَ لى رَبّى حُكمًا وَجَعَلَنى مِنَ المُرسَلينَ(21)
"Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana hikmet bahşetti ve beni peygamberlerden kıldı."(21)
وَتِلكَ نِعمَةٌ تَمُنُّها عَلَىَّ أَن عَبَّدتَ بَنى إِسرٰءيلَ(22)
"O başıma kaktığın nimet de (aslında) İsrail oğullarını kendine köle edinmiş olmandır. "(22)
قالَ فِرعَونُ وَما رَبُّ العٰلَمينَ(23)
Firavun şöyle dedi: "Âlemlerin Rabbi dediğin nedir ki?"(23)
قالَ رَبُّ السَّمٰوٰتِ وَالأَرضِ وَما بَينَهُما ۖ إِن كُنتُم موقِنينَ(24)
Musa cevap olarak: "Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbi'dir."(24)
قالَ لِمَن حَولَهُ أَلا تَستَمِعونَ(25)
(Firavun) etrafında bulunanlara: "İşitmiyor musunuz?" dedi.(25)
قالَ رَبُّكُم وَرَبُّ ءابائِكُمُ الأَوَّلينَ(26)
Musa dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, daha önce ki atalarınızın da Rabbidir."(26)
قالَ إِنَّ رَسولَكُمُ الَّذى أُرسِلَ إِلَيكُم لَمَجنونٌ(27)
(Firavun): "Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir" dedi.(27)
قالَ رَبُّ المَشرِقِ وَالمَغرِبِ وَما بَينَهُما ۖ إِن كُنتُم تَعقِلونَ(28)
Musa devamla şöyle söyledi: "Şayet aklınızı kullansanız (anlarsınız ki), O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir."(28)
قالَ لَئِنِ اتَّخَذتَ إِلٰهًا غَيرى لَأَجعَلَنَّكَ مِنَ المَسجونينَ(29)
Firavun: "Benden başkasını ilâh tutarsan, andolsun ki seni zindana kapatılmışlardan ederim" dedi.(29)
قالَ أَوَلَو جِئتُكَ بِشَيءٍ مُبينٍ(30)
Musa sordu: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?"(30)
قالَ فَأتِ بِهِ إِن كُنتَ مِنَ الصّٰدِقينَ(31)
Firavun: "Haydi getir onu bakayım, doğrulardan isen" dedi.(31)
فَأَلقىٰ عَصاهُ فَإِذا هِىَ ثُعبانٌ مُبينٌ(32)
Bunun üzerine Musa asâsını bırakıverdi; apaçık bir ejderha oluverdi.(32)
وَنَزَعَ يَدَهُ فَإِذا هِىَ بَيضاءُ لِلنّٰظِرينَ(33)
Elini de (koynundan) çekti çıkardı; bakanlara bembeyaz (görünen, nur saçan bir şey) oluverdi.(33)
قالَ لِلمَلَإِ حَولَهُ إِنَّ هٰذا لَسٰحِرٌ عَليمٌ(34)
Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Bu dedi, herhalde çok bilgili bir sihirbaz!"(34)
يُريدُ أَن يُخرِجَكُم مِن أَرضِكُم بِسِحرِهِ فَماذا تَأمُرونَ(35)
"Sizi sihriyle yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne buyurursunuz?"(35)
قالوا أَرجِه وَأَخاهُ وَابعَث فِى المَدائِنِ حٰشِرينَ(36)
Dediler ki: "Bunu ve kardeşini eğle, şehirlere de toplayıcılar gönder."(36)
يَأتوكَ بِكُلِّ سَحّارٍ عَليمٍ(37)
"Bütün bilgiç sihirbazları sana getirsinler."(37)
فَجُمِعَ السَّحَرَةُ لِميقٰتِ يَومٍ مَعلومٍ(38)
Böylece, sihirbazlar belli bir günün tayin edilen vaktinde bir araya getirildi.(38)
وَقيلَ لِلنّاسِ هَل أَنتُم مُجتَمِعونَ(39)
Halka, "Siz de toplanıyor musunuz? (Haydi çabuk olun)" denildi.(39)
لَعَلَّنا نَتَّبِعُ السَّحَرَةَ إِن كانوا هُمُ الغٰلِبينَ(40)
"Üstün gelirlerse herhalde sihirbazlara uyarız" dediler.(40)
فَلَمّا جاءَ السَّحَرَةُ قالوا لِفِرعَونَ أَئِنَّ لَنا لَأَجرًا إِن كُنّا نَحنُ الغٰلِبينَ(41)
Sihirbazlar geldiklerinde Firavun'a "Şayet biz üstün gelirsek, muhakkak bize bir ücret vardır, değil mi?" dediler.(41)
قالَ نَعَم وَإِنَّكُم إِذًا لَمِنَ المُقَرَّبينَ(42)
Firavun cevaben: "Evet, o takdirde hiç şüphe etmeyin, gözde kimselerden olacaksınız" dedi.(42)
قالَ لَهُم موسىٰ أَلقوا ما أَنتُم مُلقونَ(43)
Musa onlara "Atın, ne atacaksanız" dedi.(43)
فَأَلقَوا حِبالَهُم وَعِصِيَّهُم وَقالوا بِعِزَّةِ فِرعَونَ إِنّا لَنَحنُ الغٰلِبونَ(44)
Bunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve "Firavun'un kudreti hakkı için şüphesiz elbette bizler galip geleceğiz" dediler.(44)
فَأَلقىٰ موسىٰ عَصاهُ فَإِذا هِىَ تَلقَفُ ما يَأفِكونَ(45)
Ardından Musa asâsını attı; bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuyor!(45)
فَأُلقِىَ السَّحَرَةُ سٰجِدينَ(46)
Sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.(46)
قالوا ءامَنّا بِرَبِّ العٰلَمينَ(47)
"İman ettik, dediler, Âlemlerin Rabbine "(47)
رَبِّ موسىٰ وَهٰرونَ(48)
"Musa ve Harun'un Rabbine!"(48)
قالَ ءامَنتُم لَهُ قَبلَ أَن ءاذَنَ لَكُم ۖ إِنَّهُ لَكَبيرُكُمُ الَّذى عَلَّمَكُمُ السِّحرَ فَلَسَوفَ تَعلَمونَ ۚ لَأُقَطِّعَنَّ أَيدِيَكُم وَأَرجُلَكُم مِن خِلٰفٍ وَلَأُصَلِّبَنَّكُم أَجمَعينَ(49)
Firavun (kızgınlık içinde) dedi ki: "Ben size izin vermeden O'na iman ettiniz ha! Anlaşıldı ki o size sihri öğreten büyüğünüzmüş! Ama şimdi bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama ke stireceğim, hepinizi çarmıha gerdireceğim!"(49)
قالوا لا ضَيرَ ۖ إِنّا إِلىٰ رَبِّنا مُنقَلِبونَ(50)
"Zararı yok dediler nasıl olsa biz Rabbimize döneceğiz."(50)
إِنّا نَطمَعُ أَن يَغفِرَ لَنا رَبُّنا خَطٰيٰنا أَن كُنّا أَوَّلَ المُؤمِنينَ(51)
"Herhalde biz müminlerin evveli olduğumuzdan dolayı, Rabbimizin bize mağfiret buyuracağını ümit ederiz"(51)
۞ وَأَوحَينا إِلىٰ موسىٰ أَن أَسرِ بِعِبادى إِنَّكُم مُتَّبَعونَ(52)
Biz, Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz" diye vahyettik.(52)
فَأَرسَلَ فِرعَونُ فِى المَدائِنِ حٰشِرينَ(53)
Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi:(53)
إِنَّ هٰؤُلاءِ لَشِرذِمَةٌ قَليلونَ(54)
"Esasen bunlar, sayıları azar azar, bölük pörçük bir cemaattır."(54)
وَإِنَّهُم لَنا لَغائِظونَ(55)
"(Böyle iken) hakkımızda çok gayz (öfke) besliyorlar. "(55)
وَإِنّا لَجَميعٌ حٰذِرونَ(56)
"Biz ise, elbette uyanık (ve tekvücut) bir cemaatız." (diyor ve dedirtiyordu.)(56)
فَأَخرَجنٰهُم مِن جَنّٰتٍ وَعُيونٍ(57)
Ama (sonunda) biz, onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden, pınarlardan,(57)
وَكُنوزٍ وَمَقامٍ كَريمٍ(58)
Hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık.(58)
كَذٰلِكَ وَأَورَثنٰها بَنى إِسرٰءيلَ(59)
Ve onlara İsrail oğullarını mirasçı yaptık.(59)
فَأَتبَعوهُم مُشرِقينَ(60)
Derken (Firavun ve adamları) güneş doğmuştu ki, onların ardına düştüler.(60)
فَلَمّا تَرٰءَا الجَمعانِ قالَ أَصحٰبُ موسىٰ إِنّا لَمُدرَكونَ(61)
İki topluluk birbirini görünce, Musa'nın adamları "Eyvah, yakalandık! dediler.(61)
قالَ كَلّا ۖ إِنَّ مَعِىَ رَبّى سَيَهدينِ(62)
Musa: "Hayır, aslâ! dedi, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yolunu gösterecektir."(62)
فَأَوحَينا إِلىٰ موسىٰ أَنِ اضرِب بِعَصاكَ البَحرَ ۖ فَانفَلَقَ فَكانَ كُلُّ فِرقٍ كَالطَّودِ العَظيمِ(63)
Bunun üzerine Musa'ya "Vur asân ile denize" diye vahyettik; vurunca bir infilak etti, her bölük koca bir dağ gibi oluverdi,(63)
وَأَزلَفنا ثَمَّ الءاخَرينَ(64)
Ötekilerini de buraya yanaştırıvermiştik.(64)
وَأَنجَينا موسىٰ وَمَن مَعَهُ أَجمَعينَ(65)
Musa ve beraberindekilerin hepsini kurtardık,(65)
ثُمَّ أَغرَقنَا الءاخَرينَ(66)
Sonra da ötekileri suda boğduk.(66)
إِنَّ فى ذٰلِكَ لَءايَةً ۖ وَما كانَ أَكثَرُهُم مُؤمِنينَ(67)
Şüphesiz bunda bir âyet (ibret) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.(67)
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ العَزيزُ الرَّحيمُ(68)
Ve şüphesiz, işte o Rabbin, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.(68)
وَاتلُ عَلَيهِم نَبَأَ إِبرٰهيمَ(69)
(Resulüm!) onlara İbrahim'in kıssasını da naklet.(69)
إِذ قالَ لِأَبيهِ وَقَومِهِ ما تَعبُدونَ(70)
Hani o, babasına ve kavmine, "Neye tapıyorsunuz?" demişti.(70)
قالوا نَعبُدُ أَصنامًا فَنَظَلُّ لَها عٰكِفينَ(71)
"Birtakım putlara taparız da onlar sayesinde toplanırız" dediler.(71)
قالَ هَل يَسمَعونَكُم إِذ تَدعونَ(72)
İbrahim "Peki, dedi, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı?"(72)
أَو يَنفَعونَكُم أَو يَضُرّونَ(73)
"Veya size fayda veya zararları olur mu?"(73)
قالوا بَل وَجَدنا ءاباءَنا كَذٰلِكَ يَفعَلونَ(74)
"Yok, dediler, ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk."(74)
قالَ أَفَرَءَيتُم ما كُنتُم تَعبُدونَ(75)
İbrahim dedi ki: "İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın olsun, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü?"(75)
أَنتُم وَءاباؤُكُمُ الأَقدَمونَ(76)
İbrahim dedi ki: "İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın olsun, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü?"(76)
فَإِنَّهُم عَدُوٌّ لى إِلّا رَبَّ العٰلَمينَ(77)
"Hep onlar benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur)"(77)
الَّذى خَلَقَنى فَهُوَ يَهدينِ(78)
"O ki, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir,"(78)
وَالَّذى هُوَ يُطعِمُنى وَيَسقينِ(79)
"Beni yediren, içirendir,"(79)
وَإِذا مَرِضتُ فَهُوَ يَشفينِ(80)
"Hastalandığım zaman bana O, şifâ verir."(80)
وَالَّذى يُميتُنى ثُمَّ يُحيينِ(81)
"O ki, benim canımı alacak, sonra diriltecektir. "(81)
وَالَّذى أَطمَعُ أَن يَغفِرَ لى خَطيـَٔتى يَومَ الدّينِ(82)
"Ve hesap günü, hatamı bağışlayacağını umduğumdur."(82)
رَبِّ هَب لى حُكمًا وَأَلحِقنى بِالصّٰلِحينَ(83)
"Ya Rab! Bana hikmet (hüküm) ver ve beni iyiler (zümresin)e kat."(83)
وَاجعَل لى لِسانَ صِدقٍ فِى الءاخِرينَ(84)
"Sonra gelecekler içinde beni doğrulukla anılanlardan eyle!"(84)
وَاجعَلنى مِن وَرَثَةِ جَنَّةِ النَّعيمِ(85)
"Ve beni naîm (nimeti bol) cennetin varislerinden eyle!"(85)
وَاغفِر لِأَبى إِنَّهُ كانَ مِنَ الضّالّينَ(86)
"Babamı da bağışla, çünkü o yanlış gidenlerdendir. "(86)
وَلا تُخزِنى يَومَ يُبعَثونَ(87)
"(İnsanların) diriltilecekleri gün, beni mahcub etme."(87)
يَومَ لا يَنفَعُ مالٌ وَلا بَنونَ(88)
"O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar!"(88)
إِلّا مَن أَتَى اللَّهَ بِقَلبٍ سَليمٍ(89)
"Ancak Allah'a temiz bir kalple gelenler o günde (kurtuluşa erer)."(89)
وَأُزلِفَتِ الجَنَّةُ لِلمُتَّقينَ(90)
(O gün) Cennet müttakilere yaklaştırılmıştır.(90)
وَبُرِّزَتِ الجَحيمُ لِلغاوينَ(91)
Azgınlar için de cehennem hortlatılmıştır.(91)
وَقيلَ لَهُم أَينَ ما كُنتُم تَعبُدونَ(92)
Onlara, "Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir.(92)
مِن دونِ اللَّهِ هَل يَنصُرونَكُم أَو يَنتَصِرونَ(93)
Onlara, "Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir.(93)
فَكُبكِبوا فيها هُم وَالغاوۥنَ(94)
Ve arkasından hep onlar (putlar ve azgınlar) o cehennemin içine fırlatılmaktadırlar.(94)
وَجُنودُ إِبليسَ أَجمَعونَ(95)
Ve bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki:(95)
قالوا وَهُم فيها يَختَصِمونَ(96)
Ve bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki:(96)
تَاللَّهِ إِن كُنّا لَفى ضَلٰلٍ مُبينٍ(97)
"Vallahi biz, gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz."(97)
إِذ نُسَوّيكُم بِرَبِّ العٰلَمينَ(98)
"Çünkü biz sizi, âlemlerin Rabbi ile bir seviyede tutuyorduk."(98)
وَما أَضَلَّنا إِلَّا المُجرِمونَ(99)
"Ve bizi hep o günahkarlar saptırdı."(99)
فَما لَنا مِن شٰفِعينَ(100)
"Bak bizim için ne şefaatçiler var,"(100)
وَلا صَديقٍ حَميمٍ(101)
"Ne de yakın bir dost."(101)
فَلَو أَنَّ لَنا كَرَّةً فَنَكونَ مِنَ المُؤمِنينَ(102)
"Ah keşke (dünyaya) bir kere daha dönebilsek de, müminlerden olabilseydik."(102)
إِنَّ فى ذٰلِكَ لَءايَةً ۖ وَما كانَ أَكثَرُهُم مُؤمِنينَ(103)
Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır; oysa çokları iman etmiş değillerdir.(103)
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ العَزيزُ الرَّحيمُ(104)
Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.(104)
كَذَّبَت قَومُ نوحٍ المُرسَلينَ(105)
Nuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla itham etti.(105)
إِذ قالَ لَهُم أَخوهُم نوحٌ أَلا تَتَّقونَ(106)
Hani kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"(106)
إِنّى لَكُم رَسولٌ أَمينٌ(107)
"Haberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir Peygamberim.(107)
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطيعونِ(108)
"Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."(108)
وَما أَسـَٔلُكُم عَلَيهِ مِن أَجرٍ ۖ إِن أَجرِىَ إِلّا عَلىٰ رَبِّ العٰلَمينَ(109)
"Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafaatımı verecek olan ancak, âlemlerin Rabbidir."(109)
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطيعونِ(110)
"Gelin, artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."(110)
۞ قالوا أَنُؤمِنُ لَكَ وَاتَّبَعَكَ الأَرذَلونَ(111)
"Â, dediler, senin ardına hep düşük kimseler düşmüşken, biz sana hiç inanır mıyız?"(111)
قالَ وَما عِلمى بِما كانوا يَعمَلونَ(112)
Nuh dedi ki: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur."(112)
إِن حِسابُهُم إِلّا عَلىٰ رَبّى ۖ لَو تَشعُرونَ(113)
"Onların hesabı ancak Rabbime aittir. Düşünsenize!"(113)
وَما أَنا۠ بِطارِدِ المُؤمِنينَ(114)
"Hem ben iman edenleri kovmaya memur değilim."(114)
إِن أَنا۠ إِلّا نَذيرٌ مُبينٌ(115)
"Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."(115)
قالوا لَئِن لَم تَنتَهِ يٰنوحُ لَتَكونَنَّ مِنَ المَرجومينَ(116)
Dediler ki: "Ey Nuh! Eğer vazgeçmezsen, iyi bil ki, taşa tutulanlardan olacaksın!"(116)
قالَ رَبِّ إِنَّ قَومى كَذَّبونِ(117)
Nuh: "Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla itham etti."(117)
فَافتَح بَينى وَبَينَهُم فَتحًا وَنَجِّنى وَمَن مَعِىَ مِنَ المُؤمِنينَ(118)
"Artık benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar."(118)
فَأَنجَينٰهُ وَمَن مَعَهُ فِى الفُلكِ المَشحونِ(119)
Bunun üzerine biz de onu ve beraberindekileri, o dolu gemide taşıyarak kurtardık.(119)
ثُمَّ أَغرَقنا بَعدُ الباقينَ(120)
Sonra da arkasında kalanları suda boğduk.(120)
إِنَّ فى ذٰلِكَ لَءايَةً ۖ وَما كانَ أَكثَرُهُم مُؤمِنينَ(121)
Şüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak ders) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.(121)
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ العَزيزُ الرَّحيمُ(122)
Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.(122)
كَذَّبَت عادٌ المُرسَلينَ(123)
Âd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.(123)
إِذ قالَ لَهُم أَخوهُم هودٌ أَلا تَتَّقونَ(124)
Hani kardeşleri Hûd onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"(124)
إِنّى لَكُم رَسولٌ أَمينٌ(125)
"Haberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş, güvenilir bir Peygamberim."(125)
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطيعونِ(126)
"Gelin artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin."(126)
وَما أَسـَٔلُكُم عَلَيهِ مِن أَجرٍ ۖ إِن أَجرِىَ إِلّا عَلىٰ رَبِّ العٰلَمينَ(127)
"Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir. "(127)
أَتَبنونَ بِكُلِّ ريعٍ ءايَةً تَعبَثونَ(128)
"Siz her tepeye bir alâmet bina edip eğlenir durur musunuz?"(128)
وَتَتَّخِذونَ مَصانِعَ لَعَلَّكُم تَخلُدونَ(129)
"Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz?"(129)
وَإِذا بَطَشتُم بَطَشتُم جَبّارينَ(130)
"Hem tuttuğunuz zaman merhametsiz zorbalar gibi tutuyorsunuz."(130)
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطيعونِ(131)
"Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin."(131)
وَاتَّقُوا الَّذى أَمَدَّكُم بِما تَعلَمونَ(132)
"O Allah'tan korkun ki, size o bildiğiniz şeyleri vermekte,"(132)
أَمَدَّكُم بِأَنعٰمٍ وَبَنينَ(133)
"Davarlar, oğullar,"(133)
وَجَنّٰتٍ وَعُيونٍ(134)
"Cennet gibi bağlar, bahçeler, pınarlar ihsan etmektedir."(134)
إِنّى أَخافُ عَلَيكُم عَذابَ يَومٍ عَظيمٍ(135)
"Cidden ben sizin hakkınızda büyük bir günün azabından korkuyorum."(135)
قالوا سَواءٌ عَلَينا أَوَعَظتَ أَم لَم تَكُن مِنَ الوٰعِظينَ(136)
"Dediler ki: "Sen ha vaaz etmişsin, ha vaaz edenlerden olmamışsın, bizce birdir."(136)
إِن هٰذا إِلّا خُلُقُ الأَوَّلينَ(137)
"Bu sırf eskilerin âdetidir."(137)
وَما نَحنُ بِمُعَذَّبينَ(138)
"Biz azaba uğratılacak da değiliz."(138)
فَكَذَّبوهُ فَأَهلَكنٰهُم ۗ إِنَّ فى ذٰلِكَ لَءايَةً ۖ وَما كانَ أَكثَرُهُم مُؤمِنينَ(139)
Böylece onu yalancı saydılar; biz de kendilerini helak ettik. Şüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir.(139)
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ العَزيزُ الرَّحيمُ(140)
Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.(140)
كَذَّبَت ثَمودُ المُرسَلينَ(141)
Semûd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.(141)
إِذ قالَ لَهُم أَخوهُم صٰلِحٌ أَلا تَتَّقونَ(142)
Hani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"(142)
إِنّى لَكُم رَسولٌ أَمينٌ(143)
"Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."(143)
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطيعونِ(144)
"Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."(144)
وَما أَسـَٔلُكُم عَلَيهِ مِن أَجرٍ ۖ إِن أَجرِىَ إِلّا عَلىٰ رَبِّ العٰلَمينَ(145)
"Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir."(145)
أَتُترَكونَ فى ما هٰهُنا ءامِنينَ(146)
"Siz burada güven içinde bırakılacak mısınız?"(146)
فى جَنّٰتٍ وَعُيونٍ(147)
"Bahçelerin, pınarların içinde,"(147)
وَزُروعٍ وَنَخلٍ طَلعُها هَضيمٌ(148)
"Ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalar arasında,"(148)
وَتَنحِتونَ مِنَ الجِبالِ بُيوتًا فٰرِهينَ(149)
Ki bir de dağlardan keyifli keyifli kâşâneler oyuyorsunuz."(149)
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطيعونِ(150)
"Gelin! Allah'tan korkun da bana itaat edin."(150)
وَلا تُطيعوا أَمرَ المُسرِفينَ(151)
"Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın."(151)
الَّذينَ يُفسِدونَ فِى الأَرضِ وَلا يُصلِحونَ(152)
"Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın."(152)
قالوا إِنَّما أَنتَ مِنَ المُسَحَّرينَ(153)
"Sen dediler, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!"(153)
ما أَنتَ إِلّا بَشَرٌ مِثلُنا فَأتِ بِـٔايَةٍ إِن كُنتَ مِنَ الصّٰدِقينَ(154)
"Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir âyet (mucize) getir."(154)
قالَ هٰذِهِ ناقَةٌ لَها شِربٌ وَلَكُم شِربُ يَومٍ مَعلومٍ(155)
Salih "İşte (mucize) bu dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onundur, belli bir günün içme hakkı da sizin" dedi.(155)
وَلا تَمَسّوها بِسوءٍ فَيَأخُذَكُم عَذابُ يَومٍ عَظيمٍ(156)
"Sakın ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalayıverir."(156)
فَعَقَروها فَأَصبَحوا نٰدِمينَ(157)
Derken onu kestiler; fakat pişman da oldular.(157)
فَأَخَذَهُمُ العَذابُ ۗ إِنَّ فى ذٰلِكَ لَءايَةً ۖ وَما كانَ أَكثَرُهُم مُؤمِنينَ(158)
Çünkü kendilerini azap yakalayıverdi. Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir.(158)
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ العَزيزُ الرَّحيمُ(159)
Ve şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.(159)
كَذَّبَت قَومُ لوطٍ المُرسَلينَ(160)
Lût (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.(160)
إِذ قالَ لَهُم أَخوهُم لوطٌ أَلا تَتَّقونَ(161)
Hani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan kormaz mısınız?"(161)
إِنّى لَكُم رَسولٌ أَمينٌ(162)
"Haberiniz olsun ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."(162)
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطيعونِ(163)
"Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."(163)
وَما أَسـَٔلُكُم عَلَيهِ مِن أَجرٍ ۖ إِن أَجرِىَ إِلّا عَلىٰ رَبِّ العٰلَمينَ(164)
"Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir."(164)
أَتَأتونَ الذُّكرانَ مِنَ العٰلَمينَ(165)
"İnsanlar içinden erkeklere mi gidiyorsunuz?"(165)
وَتَذَرونَ ما خَلَقَ لَكُم رَبُّكُم مِن أَزوٰجِكُم ۚ بَل أَنتُم قَومٌ عادونَ(166)
"Bırakıyorsunuz da sizler için yarattığı eşleri! Doğrusu siz insanlıktan çıkmış bir kavimsiniz!"(166)
قالوا لَئِن لَم تَنتَهِ يٰلوطُ لَتَكونَنَّ مِنَ المُخرَجينَ(167)
Onlar şöyle dediler: "Ey Lût! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bilki, sürülenlerden olacaksın."(167)
قالَ إِنّى لِعَمَلِكُم مِنَ القالينَ(168)
Lût "Doğrusu ben, dedi, sizin bu işinize buğzedenlerdenim."(168)
رَبِّ نَجِّنى وَأَهلى مِمّا يَعمَلونَ(169)
"Yâ Rabbi! Beni ve ailemi onların yapageldiklerin(in vebalin)den kurtar."(169)
فَنَجَّينٰهُ وَأَهلَهُ أَجمَعينَ(170)
Biz de onu ve ailesinin tamamını kurtardık,(170)
إِلّا عَجوزًا فِى الغٰبِرينَ(171)
Ancak (geride) bir yaşlı kadın kaldı.(171)
ثُمَّ دَمَّرنَا الءاخَرينَ(172)
Sonra geridekilerin hepsini helak ettik.(172)
وَأَمطَرنا عَلَيهِم مَطَرًا ۖ فَساءَ مَطَرُ المُنذَرينَ(173)
Ve üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki, (uyarılanların) o yağmuru ne kötü bir yağmurdu!(173)
إِنَّ فى ذٰلِكَ لَءايَةً ۖ وَما كانَ أَكثَرُهُم مُؤمِنينَ(174)
Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir.(174)
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ العَزيزُ الرَّحيمُ(175)
Ve şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.(175)
كَذَّبَ أَصحٰبُ لـَٔيكَةِ المُرسَلينَ(176)
Eyke halkı da peygamberleri yalancılıkla itham etti.(176)
إِذ قالَ لَهُم شُعَيبٌ أَلا تَتَّقونَ(177)
Hani Şuayb onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"(177)
إِنّى لَكُم رَسولٌ أَمينٌ(178)
"Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."(178)
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطيعونِ(179)
"Gelin, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."(179)
وَما أَسـَٔلُكُم عَلَيهِ مِن أَجرٍ ۖ إِن أَجرِىَ إِلّا عَلىٰ رَبِّ العٰلَمينَ(180)
"Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan yalnız âlemlerin Rabbidir."(180)
۞ أَوفُوا الكَيلَ وَلا تَكونوا مِنَ المُخسِرينَ(181)
"Ölçeği tam ölçün de hak yiyenlerden olmayın."(181)
وَزِنوا بِالقِسطاسِ المُستَقيمِ(182)
"Ve doğru terazi ile tartın."(182)
وَلا تَبخَسُوا النّاسَ أَشياءَهُم وَلا تَعثَوا فِى الأَرضِ مُفسِدينَ(183)
"Halkın eşyalarını değerinden düşürmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın."(183)
وَاتَّقُوا الَّذى خَلَقَكُم وَالجِبِلَّةَ الأَوَّلينَ(184)
"O sizi ve sizden önceki nesilleri yaratan Allah'tan korkun."(184)
قالوا إِنَّما أَنتَ مِنَ المُسَحَّرينَ(185)
Onlar şöyle dediler: "Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin."(185)
وَما أَنتَ إِلّا بَشَرٌ مِثلُنا وَإِن نَظُنُّكَ لَمِنَ الكٰذِبينَ(186)
"Sen de bizim gibi bir beşerden başka nesin? Bil ki, biz seni ancak yalancılardan biri sayıyoruz."(186)
فَأَسقِط عَلَينا كِسَفًا مِنَ السَّماءِ إِن كُنتَ مِنَ الصّٰدِقينَ(187)
"Şayet doğru sözlülerden isen, üstümüze gökten bir parça düşürüver."(187)
قالَ رَبّى أَعلَمُ بِما تَعمَلونَ(188)
Şuayb, "Rabbim, yaptıklarınızı en iyi bilendir" dedi.(188)
فَكَذَّبوهُ فَأَخَذَهُم عَذابُ يَومِ الظُّلَّةِ ۚ إِنَّهُ كانَ عَذابَ يَومٍ عَظيمٍ(189)
Hülasa, onu yalancı saydılar da kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. O cidden büyük bir günün azabı idi!(189)
إِنَّ فى ذٰلِكَ لَءايَةً ۖ وَما كانَ أَكثَرُهُم مُؤمِنينَ(190)
Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir.(190)
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ العَزيزُ الرَّحيمُ(191)
Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.(191)
وَإِنَّهُ لَتَنزيلُ رَبِّ العٰلَمينَ(192)
Ve muhakkak ki bu (Kur'ân) âlemlerin Rabbinin indirmesidir.(192)
نَزَلَ بِهِ الرّوحُ الأَمينُ(193)
(Resulüm!) Onu Rûhu'lemin (Cebrail) indirdi;(193)
عَلىٰ قَلبِكَ لِتَكونَ مِنَ المُنذِرينَ(194)
Uyarıcılardan olasın diye senin kalbin üzerine;(194)
بِلِسانٍ عَرَبِىٍّ مُبينٍ(195)
Açık parlak bir Arapça lisan ile.(195)
وَإِنَّهُ لَفى زُبُرِ الأَوَّلينَ(196)
O, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardı.(196)
أَوَلَم يَكُن لَهُم ءايَةً أَن يَعلَمَهُ عُلَمٰؤُا۟ بَنى إِسرٰءيلَ(197)
İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir âyet (delil) değil midir?(197)
وَلَو نَزَّلنٰهُ عَلىٰ بَعضِ الأَعجَمينَ(198)
Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi.(198)
فَقَرَأَهُ عَلَيهِم ما كانوا بِهِ مُؤمِنينَ(199)
Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi.(199)
كَذٰلِكَ سَلَكنٰهُ فى قُلوبِ المُجرِمينَ(200)
Böylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.(200)
لا يُؤمِنونَ بِهِ حَتّىٰ يَرَوُا العَذابَ الأَليمَ(201)
Böylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.(201)
فَيَأتِيَهُم بَغتَةً وَهُم لا يَشعُرونَ(202)
İşte bu (azab) onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir.(202)
فَيَقولوا هَل نَحنُ مُنظَرونَ(203)
O zaman "Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba?... diyeceklerdir.(203)
أَفَبِعَذابِنا يَستَعجِلونَ(204)
(Oysa dünyada iken) Onlar bizim azabımızı çarçabuk istiyorlardı.(204)
أَفَرَءَيتَ إِن مَتَّعنٰهُم سِنينَ(205)
Gördün ya artık onlara senelerce zevk ettirsek,(205)
ثُمَّ جاءَهُم ما كانوا يوعَدونَ(206)
Sonra kendilerine vaad edilen (azab) gelip çatarsa,(206)
ما أَغنىٰ عَنهُم ما كانوا يُمَتَّعونَ(207)
O yaşadıkları zevkin kendilerine hiçbir faydası olmayacaktır.(207)
وَما أَهلَكنا مِن قَريَةٍ إِلّا لَها مُنذِرونَ(208)
Bununla birlikte, biz hangi memleketi helak ettikse muhakkak onu uyarıcı (peygamberleri) olmuştur.(208)
ذِكرىٰ وَما كُنّا ظٰلِمينَ(209)
(Onlar) ihtar edilmiştir ve biz zulmetmiş değiliz.(209)
وَما تَنَزَّلَت بِهِ الشَّيٰطينُ(210)
Onu (Kur'ân'ı) şeytanlar indirmedi.(210)
وَما يَنبَغى لَهُم وَما يَستَطيعونَ(211)
Bu onlara hem yaraşmaz hem güçleri yetmez.(211)
إِنَّهُم عَنِ السَّمعِ لَمَعزولونَ(212)
Şüphesiz onlar vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır.(212)
فَلا تَدعُ مَعَ اللَّهِ إِلٰهًا ءاخَرَ فَتَكونَ مِنَ المُعَذَّبينَ(213)
O halde sakın Allah ile beraber başka tanrıya kulluk edip yalvarma, yoksa azaba uğratılanlardan olursun.(213)
وَأَنذِر عَشيرَتَكَ الأَقرَبينَ(214)
(Önce) en yakın hısımlarını uyar.(214)
وَاخفِض جَناحَكَ لِمَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ المُؤمِنينَ(215)
Ve sana uyan müminlere kanadını indir.(215)
فَإِن عَصَوكَ فَقُل إِنّى بَريءٌ مِمّا تَعمَلونَ(216)
Şayet sana karşı gelirlerse, de ki: "Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak uzağım."(216)
وَتَوَكَّل عَلَى العَزيزِ الرَّحيمِ(217)
Sen O, mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan.(217)
الَّذى يَرىٰكَ حينَ تَقومُ(218)
O ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor.(218)
وَتَقَلُّبَكَ فِى السّٰجِدينَ(219)
Ve secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor.)(219)
إِنَّهُ هُوَ السَّميعُ العَليمُ(220)
Çünkü her şeyi işiten, her şeyi bilen O'dur.(220)
هَل أُنَبِّئُكُم عَلىٰ مَن تَنَزَّلُ الشَّيٰطينُ(221)
Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi?(221)
تَنَزَّلُ عَلىٰ كُلِّ أَفّاكٍ أَثيمٍ(222)
Onlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üzerine inerler.(222)
يُلقونَ السَّمعَ وَأَكثَرُهُم كٰذِبونَ(223)
Onlar, (şeytanlara) kulak verirler ve onların çoğu yalancıdır.(223)
وَالشُّعَراءُ يَتَّبِعُهُمُ الغاوۥنَ(224)
Şairler(e gelince), onlara da sapıklar uyar.(224)
أَلَم تَرَ أَنَّهُم فى كُلِّ وادٍ يَهيمونَ(225)
Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi?(225)
وَأَنَّهُم يَقولونَ ما لا يَفعَلونَ(226)
Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi?(226)
إِلَّا الَّذينَ ءامَنوا وَعَمِلُوا الصّٰلِحٰتِ وَذَكَرُوا اللَّهَ كَثيرًا وَانتَصَروا مِن بَعدِ ما ظُلِموا ۗ وَسَيَعلَمُ الَّذينَ ظَلَموا أَىَّ مُنقَلَبٍ يَنقَلِبونَ(227)
Ancak iman edip iyi ameller işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar müstesna; haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.(227)