Al-Ma'arij( المعارج)
Original,King Fahad Quran Complex(الأصلي,مجمع الملك فهد القرآن)
show/hide
Elmalili Hamdi Yazir(Elmalılı Hamdi Yazır)
show/hide
بِسمِ اللَّهِ الرَّحمٰنِ الرَّحيمِ سَأَلَ سائِلٌ بِعَذابٍ واقِعٍ(1)
Bir isteyen, olacak azabı istedi.(1)
لِلكٰفِرينَ لَيسَ لَهُ دافِعٌ(2)
Kâfirler için onu savacak yok.(2)
مِنَ اللَّهِ ذِى المَعارِجِ(3)
O, derece ve makamların sahibi Allah'tandır.(3)
تَعرُجُ المَلٰئِكَةُ وَالرّوحُ إِلَيهِ فى يَومٍ كانَ مِقدارُهُ خَمسينَ أَلفَ سَنَةٍ(4)
Melekler ve Ruh miktarı ellibin yıl süren bir gün içinde ona çıkar.(4)
فَاصبِر صَبرًا جَميلًا(5)
O halde güzel bir sabır ile sabret.(5)
إِنَّهُم يَرَونَهُ بَعيدًا(6)
Çünkü onlar onu uzak görürler.(6)
وَنَرىٰهُ قَريبًا(7)
Biz ise onu yakın görüyoruz.(7)
يَومَ تَكونُ السَّماءُ كَالمُهلِ(8)
O gün gök erimiş bir maden gibi olur.(8)
وَتَكونُ الجِبالُ كَالعِهنِ(9)
Dağlar da atılmış renkli yün gibi olur.(9)
وَلا يَسـَٔلُ حَميمٌ حَميمًا(10)
Dost dostun halini soramaz.(10)
يُبَصَّرونَهُم ۚ يَوَدُّ المُجرِمُ لَو يَفتَدى مِن عَذابِ يَومِئِذٍ بِبَنيهِ(11)
Birbirlerine gösterilirler. Suçlu o günün azabından kurtulmak için fidye vermek ister; oğullarını,(11)
وَصٰحِبَتِهِ وَأَخيهِ(12)
Eşini ve kardeşini,(12)
وَفَصيلَتِهِ الَّتى تُـٔويهِ(13)
Kendisini barındıran, içinde yetiştiği tüm ailesini,(13)
وَمَن فِى الأَرضِ جَميعًا ثُمَّ يُنجيهِ(14)
Ve yeryüzünde bulunanların hepsini ki, tek kendini kurtarabilsin.(14)
كَلّا ۖ إِنَّها لَظىٰ(15)
Hayır, o alevlenen bir ateştir.(15)
نَزّاعَةً لِلشَّوىٰ(16)
Derileri kavurur, soyar.(16)
تَدعوا مَن أَدبَرَ وَتَوَلّىٰ(17)
Çağırır, sırtını dönüp gideni,(17)
وَجَمَعَ فَأَوعىٰ(18)
Mal toplayıp kasada yığanı,(18)
۞ إِنَّ الإِنسٰنَ خُلِقَ هَلوعًا(19)
Doğrusu insan dayanıksız ve huysuz yaratılmıştır.(19)
إِذا مَسَّهُ الشَّرُّ جَزوعًا(20)
Kendisine kötülük dokundu mu sızlanır.(20)
وَإِذا مَسَّهُ الخَيرُ مَنوعًا(21)
Kendisine hayır dokundu mu cimrilik eder.(21)
إِلَّا المُصَلّينَ(22)
Ancak namaz kılanlar bunun dışındadır.(22)
الَّذينَ هُم عَلىٰ صَلاتِهِم دائِمونَ(23)
Onlar ki namazlarını sürekli kılarlar.(23)
وَالَّذينَ فى أَموٰلِهِم حَقٌّ مَعلومٌ(24)
Onların mallarında belli bir hak vardır,(24)
لِلسّائِلِ وَالمَحرومِ(25)
Hem isteyen için, hem de istemekten utanan yoksul için.(25)
وَالَّذينَ يُصَدِّقونَ بِيَومِ الدّينِ(26)
Onlar ki ceza gününü tasdik ederler.(26)
وَالَّذينَ هُم مِن عَذابِ رَبِّهِم مُشفِقونَ(27)
Rablerinin azabından korkarlar.(27)
إِنَّ عَذابَ رَبِّهِم غَيرُ مَأمونٍ(28)
Çünkü Rablerinin azabından emin olunmaz.(28)
وَالَّذينَ هُم لِفُروجِهِم حٰفِظونَ(29)
Onlar ki ırzlarını korurlar.(29)
إِلّا عَلىٰ أَزوٰجِهِم أَو ما مَلَكَت أَيمٰنُهُم فَإِنَّهُم غَيرُ مَلومينَ(30)
Ancak zevcelerine ve cariyelerine karşı hariç. Çünkü onlara yaklaştıklarında kınanmazlar.(30)
فَمَنِ ابتَغىٰ وَراءَ ذٰلِكَ فَأُولٰئِكَ هُمُ العادونَ(31)
Bundan ötesini isteyenler, var ya işte onlar haddi aşanlardır.(31)
وَالَّذينَ هُم لِأَمٰنٰتِهِم وَعَهدِهِم رٰعونَ(32)
Onlar emanetlerini ve ahitlerini gözetirler.(32)
وَالَّذينَ هُم بِشَهٰدٰتِهِم قائِمونَ(33)
Şahitliklerinde dürüsttürler.(33)
وَالَّذينَ هُم عَلىٰ صَلاتِهِم يُحافِظونَ(34)
Namazlarına devam ederler.(34)
أُولٰئِكَ فى جَنّٰتٍ مُكرَمونَ(35)
İşte bunlar cennetlerde ağırlanırlar.(35)
فَمالِ الَّذينَ كَفَروا قِبَلَكَ مُهطِعينَ(36)
Şimdi ne oluyor o inkâr edenlere ki, sana doğru boyunlarını uzatarak koşuyorlar:(36)
عَنِ اليَمينِ وَعَنِ الشِّمالِ عِزينَ(37)
Sağdan ve soldan bölük bölük.(37)
أَيَطمَعُ كُلُّ امرِئٍ مِنهُم أَن يُدخَلَ جَنَّةَ نَعيمٍ(38)
Onlardan herbiri, bir nimet cennetine sokulacağını mı umuyor?(38)
كَلّا ۖ إِنّا خَلَقنٰهُم مِمّا يَعلَمونَ(39)
Hayır, biz onları bildikleri şeyden yarattık.(39)
فَلا أُقسِمُ بِرَبِّ المَشٰرِقِ وَالمَغٰرِبِ إِنّا لَقٰدِرونَ(40)
Artık o doğuların ve batıların Rabbine yemine ne gerek, elbette bizim gücümüz yeter.(40)
عَلىٰ أَن نُبَدِّلَ خَيرًا مِنهُم وَما نَحنُ بِمَسبوقينَ(41)
Onları kendilerinden daha hayırlı olanlarla değiştirebiliriz ve bizim önümüze geçilmez.(41)
فَذَرهُم يَخوضوا وَيَلعَبوا حَتّىٰ يُلٰقوا يَومَهُمُ الَّذى يوعَدونَ(42)
O halde bırak onları, kendilerine vaad edilen günlerine kavuşuncaya kadar dalıp oynayadursunlar.(42)
يَومَ يَخرُجونَ مِنَ الأَجداثِ سِراعًا كَأَنَّهُم إِلىٰ نُصُبٍ يوفِضونَ(43)
O gün kabirlerden hızlı hızlı çıkacaklar, sanki putlara gidiyorlarmış gibi fırlayacaklar.(43)
خٰشِعَةً أَبصٰرُهُم تَرهَقُهُم ذِلَّةٌ ۚ ذٰلِكَ اليَومُ الَّذى كانوا يوعَدونَ(44)
Gözleri düşük, kendilerini bir alçaklık saracak da saracak. İşte onlara vaad edilen gün, o gündür.(44)