Ash-Shu'araa( الشعراء)
Original,King Fahad Quran Complex(الأصلي,مجمع الملك فهد القرآن)
show/hide
Edip Yüksel(Edip Yüksel)
show/hide
بِسمِ اللَّهِ الرَّحمٰنِ الرَّحيمِ طسم(1)
TT. S. M.(1)
تِلكَ ءايٰتُ الكِتٰبِ المُبينِ(2)
Bunlar (harfler), açıklayıcı kitabın mucizeleridir.(2)
لَعَلَّكَ بٰخِعٌ نَفسَكَ أَلّا يَكونوا مُؤمِنينَ(3)
İnanmıyorlar diye kendini kahrediyor olabilirsin(3)
إِن نَشَأ نُنَزِّل عَلَيهِم مِنَ السَّماءِ ءايَةً فَظَلَّت أَعنٰقُهُم لَها خٰضِعينَ(4)
Dilesek onların üzerine gökten bir mucize indiririz de ona boyun eğip kalırlar.(4)
وَما يَأتيهِم مِن ذِكرٍ مِنَ الرَّحمٰنِ مُحدَثٍ إِلّا كانوا عَنهُ مُعرِضينَ(5)
Her ne zaman Rahman'dan kendilerine yeni bir mesaj gelse, mutlaka ondan yüz çevirirler.(5)
فَقَد كَذَّبوا فَسَيَأتيهِم أَنبٰؤُا۟ ما كانوا بِهِ يَستَهزِءونَ(6)
Yalanladıkları için, eğlenceye aldıkları şeylerin haberleri kendilerine ulaşacaktır.(6)
أَوَلَم يَرَوا إِلَى الأَرضِ كَم أَنبَتنا فيها مِن كُلِّ زَوجٍ كَريمٍ(7)
Yeryüzüne bakmazlar mı, onda değişik türden nice güzel bitkiler bitirmişiz.(7)
إِنَّ فى ذٰلِكَ لَءايَةً ۖ وَما كانَ أَكثَرُهُم مُؤمِنينَ(8)
Bunda bir işaret vardır. Ama çokları inanacak değildir.(8)
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ العَزيزُ الرَّحيمُ(9)
Kuşkusuz senin Rabbin Güçlüdür, Rahimdir.(9)
وَإِذ نادىٰ رَبُّكَ موسىٰ أَنِ ائتِ القَومَ الظّٰلِمينَ(10)
Bir zamanlar Rabbin Musa'ya seslenmişti: "O zalim topluma git."(10)
قَومَ فِرعَونَ ۚ أَلا يَتَّقونَ(11)
"Firavun'un halkına; dinleyip düzelmiyecekler mi?"(11)
قالَ رَبِّ إِنّى أَخافُ أَن يُكَذِّبونِ(12)
Dedi ki, "Rabbim, onların beni yalanlamalarından korkuyorum."(12)
وَيَضيقُ صَدرى وَلا يَنطَلِقُ لِسانى فَأَرسِل إِلىٰ هٰرونَ(13)
"Göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor; kardeşim Harun'u gönder."(13)
وَلَهُم عَلَىَّ ذَنبٌ فَأَخافُ أَن يَقتُلونِ(14)
"Ayrıca, onların yanında suçlu biriyim. Korkarım ki beni öldürsünler."(14)
قالَ كَلّا ۖ فَاذهَبا بِـٔايٰتِنا ۖ إِنّا مَعَكُم مُستَمِعونَ(15)
Dedi ki, "Hayır, siz ikiniz ayetler (vahiy ve mucizeler) imizle gidin. Biz sizinle birlikteyiz; dinliyoruz."(15)
فَأتِيا فِرعَونَ فَقولا إِنّا رَسولُ رَبِّ العٰلَمينَ(16)
"İkiniz Firavun'a varıp deyin ki, 'Biz evrenlerin Rabbinin elçileriyiz."(16)
أَن أَرسِل مَعَنا بَنى إِسرٰءيلَ(17)
"İsrail oğullarını bizimle birlikte gönder."(17)
قالَ أَلَم نُرَبِّكَ فينا وَليدًا وَلَبِثتَ فينا مِن عُمُرِكَ سِنينَ(18)
Dedi ki, "Biz seni daha bebekken alıp yetiştirmedik mi ve hayatının nice yıllarını aramızda geçirmedin mi?"(18)
وَفَعَلتَ فَعلَتَكَ الَّتى فَعَلتَ وَأَنتَ مِنَ الكٰفِرينَ(19)
"Sonunda yapacağını yaptın. Sen nankör birisin."(19)
قالَ فَعَلتُها إِذًا وَأَنا۠ مِنَ الضّالّينَ(20)
Dedi ki, "O işi yaptığım zaman yanlış yoldaydım."(20)
فَفَرَرتُ مِنكُم لَمّا خِفتُكُم فَوَهَبَ لى رَبّى حُكمًا وَجَعَلَنى مِنَ المُرسَلينَ(21)
"Sonra, sizden korktuğum için sizden kaçtım ve Rabbim bana bilgelik verip beni elçilikle görevlendirdi."(21)
وَتِلكَ نِعمَةٌ تَمُنُّها عَلَىَّ أَن عَبَّدتَ بَنى إِسرٰءيلَ(22)
"Başıma kaktığın bu iyilik de, İsrail oğullarını köleleştirmen yüzündendir!"(22)
قالَ فِرعَونُ وَما رَبُّ العٰلَمينَ(23)
Firavun, "Evrenlerin Rabbi de ne demek?" dedi.(23)
قالَ رَبُّ السَّمٰوٰتِ وَالأَرضِ وَما بَينَهُما ۖ إِن كُنتُم موقِنينَ(24)
Dedi ki, "Kesinlikle inanacaksanız O, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir."(24)
قالَ لِمَن حَولَهُ أَلا تَستَمِعونَ(25)
Etrafındakilere dönerek, "İşitiyor musunuz?" dedi.(25)
قالَ رَبُّكُم وَرَبُّ ءابائِكُمُ الأَوَّلينَ(26)
Dedi ki, "Sizin Rabbiniz ve evvelki atalarınızın Rabbidir."(26)
قالَ إِنَّ رَسولَكُمُ الَّذى أُرسِلَ إِلَيكُم لَمَجنونٌ(27)
Dedi ki, "Size gönderilen elçi, kesinlikle bir deli."(27)
قالَ رَبُّ المَشرِقِ وَالمَغرِبِ وَما بَينَهُما ۖ إِن كُنتُم تَعقِلونَ(28)
Dedi ki, "Aklınızı kullanıyorsanız, O doğunun, batının ve aralarındakilerin de Rabbidir."(28)
قالَ لَئِنِ اتَّخَذتَ إِلٰهًا غَيرى لَأَجعَلَنَّكَ مِنَ المَسجونينَ(29)
Dedi ki, "Benden başka bir tanrı (otorite) edinirsen seni hapis cezasına çarpacağım."(29)
قالَ أَوَلَو جِئتُكَ بِشَيءٍ مُبينٍ(30)
Dedi ki, "Size apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?"(30)
قالَ فَأتِ بِهِ إِن كُنتَ مِنَ الصّٰدِقينَ(31)
Dedi ki, "Doğru sözlüysen getir bakalım onu."(31)
فَأَلقىٰ عَصاهُ فَإِذا هِىَ ثُعبانٌ مُبينٌ(32)
Değneğini atınca apaçık bir yılan oluverdi.(32)
وَنَزَعَ يَدَهُ فَإِذا هِىَ بَيضاءُ لِلنّٰظِرينَ(33)
Elini çıkarınca bakanlara bembeyaz görünüverdi.(33)
قالَ لِلمَلَإِ حَولَهُ إِنَّ هٰذا لَسٰحِرٌ عَليمٌ(34)
Çevresindeki ileri gelenlere dedi ki, "Bu, gerçekten çok usta bir büyücü imiş."(34)
يُريدُ أَن يُخرِجَكُم مِن أَرضِكُم بِسِحرِهِ فَماذا تَأمُرونَ(35)
"Büyüsüyle sizi toprağınızdan çıkarmak istiyor. Ne önerirsiniz?"(35)
قالوا أَرجِه وَأَخاهُ وَابعَث فِى المَدائِنِ حٰشِرينَ(36)
Dediler ki, "Onu ve kardeşini alıkoy ve kentlere toplayıcılar gönder de,"(36)
يَأتوكَ بِكُلِّ سَحّارٍ عَليمٍ(37)
"Sana tüm usta büyücüleri getirsinler."(37)
فَجُمِعَ السَّحَرَةُ لِميقٰتِ يَومٍ مَعلومٍ(38)
Belirlenmiş günün randevusu için büyücüler bir araya getirildiler.(38)
وَقيلَ لِلنّاسِ هَل أَنتُم مُجتَمِعونَ(39)
Halka da, "Siz de toplanır mısınız?" denildi.(39)
لَعَلَّنا نَتَّبِعُ السَّحَرَةَ إِن كانوا هُمُ الغٰلِبينَ(40)
"Büyücüler üstün gelirse onlara uyabiliriz."(40)
فَلَمّا جاءَ السَّحَرَةُ قالوا لِفِرعَونَ أَئِنَّ لَنا لَأَجرًا إِن كُنّا نَحنُ الغٰلِبينَ(41)
Büyücüler geldiklerinde Firavun'a, "Eğer biz üstün gelirsek bize bir ücret ödenecek mi?" dediler.(41)
قالَ نَعَم وَإِنَّكُم إِذًا لَمِنَ المُقَرَّبينَ(42)
"Evet," dedi, "Hatta siz benim konseyime gireceksiniz."(42)
قالَ لَهُم موسىٰ أَلقوا ما أَنتُم مُلقونَ(43)
Musa onlara, "Atacağınızı atın," dedi.(43)
فَأَلقَوا حِبالَهُم وَعِصِيَّهُم وَقالوا بِعِزَّةِ فِرعَونَ إِنّا لَنَحنُ الغٰلِبونَ(44)
İplerini ve değneklerini attılar, "Firavun'un onuru için biz üstün geleceğiz," dediler.(44)
فَأَلقىٰ موسىٰ عَصاهُ فَإِذا هِىَ تَلقَفُ ما يَأفِكونَ(45)
Sonra Musa değneğini attı; hemen onların uydurduklarını yutmaya başladı.(45)
فَأُلقِىَ السَّحَرَةُ سٰجِدينَ(46)
Büyücüler secdeye kapandılar.(46)
قالوا ءامَنّا بِرَبِّ العٰلَمينَ(47)
Dediler, "Evrenlerin Rabbine inandık,"(47)
رَبِّ موسىٰ وَهٰرونَ(48)
"Musa'nın ve Harun'un Rabbine..."(48)
قالَ ءامَنتُم لَهُ قَبلَ أَن ءاذَنَ لَكُم ۖ إِنَّهُ لَكَبيرُكُمُ الَّذى عَلَّمَكُمُ السِّحرَ فَلَسَوفَ تَعلَمونَ ۚ لَأُقَطِّعَنَّ أَيدِيَكُم وَأَرجُلَكُم مِن خِلٰفٍ وَلَأُصَلِّبَنَّكُم أَجمَعينَ(49)
Dedi ki, "Ben size izin vermeden mi ona inandınız? O, size büyücülüğü öğreten ustanız olmalı. Şimdi göreceksiniz: Ellerinizi, ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi asacağım."(49)
قالوا لا ضَيرَ ۖ إِنّا إِلىٰ رَبِّنا مُنقَلِبونَ(50)
"Umurumuzda değil," dediler, "Biz zaten Rabbimize döneceğiz."(50)
إِنّا نَطمَعُ أَن يَغفِرَ لَنا رَبُّنا خَطٰيٰنا أَن كُنّا أَوَّلَ المُؤمِنينَ(51)
"İlk inananlar olduğumuz için umarız ki Rabbimiz hatalarımızı bağışlar."(51)
۞ وَأَوحَينا إِلىٰ موسىٰ أَن أَسرِ بِعِبادى إِنَّكُم مُتَّبَعونَ(52)
Musa'ya, "Kullarımı yola çıkar, siz izleneceksiniz," diye vahyettik.(52)
فَأَرسَلَ فِرعَونُ فِى المَدائِنِ حٰشِرينَ(53)
Firavun, kentlere kitle propagandacıları gönderdi:(53)
إِنَّ هٰؤُلاءِ لَشِرذِمَةٌ قَليلونَ(54)
"Bunlar küçük bir çetedir."(54)
وَإِنَّهُم لَنا لَغائِظونَ(55)
"Bize karşı öfkeyle ayaklanmaktadırlar."(55)
وَإِنّا لَجَميعٌ حٰذِرونَ(56)
"Biz ise çoğunluk olarak alarmda olmalıyız."(56)
فَأَخرَجنٰهُم مِن جَنّٰتٍ وَعُيونٍ(57)
Sonunda, onları çıkardık: Bahçelerden, çeşmelerden,(57)
وَكُنوزٍ وَمَقامٍ كَريمٍ(58)
Hazinelerden, yüksek makamlardan...(58)
كَذٰلِكَ وَأَورَثنٰها بَنى إِسرٰءيلَ(59)
Daha sonra onları İsrail oğullarına miras yaptık.(59)
فَأَتبَعوهُم مُشرِقينَ(60)
Onları doğuya doğru izlediler.(60)
فَلَمّا تَرٰءَا الجَمعانِ قالَ أَصحٰبُ موسىٰ إِنّا لَمُدرَكونَ(61)
Her iki topluluk birbirini görünce, Musa'nın arkadaşları, "İşte yakalanıyoruz," dediler.(61)
قالَ كَلّا ۖ إِنَّ مَعِىَ رَبّى سَيَهدينِ(62)
"Asla. Rabbim benimle birliktedir; bana bir çıkış yolu gösterecektir," dedi.(62)
فَأَوحَينا إِلىٰ موسىٰ أَنِ اضرِب بِعَصاكَ البَحرَ ۖ فَانفَلَقَ فَكانَ كُلُّ فِرقٍ كَالطَّودِ العَظيمِ(63)
Musa'ya, "Değneğini denize vur," diye vahyettik. Bunun üzerine yarıldı ve her bölüm koca bir tepe gibi oldu.(63)
وَأَزلَفنا ثَمَّ الءاخَرينَ(64)
Sonra, diğerlerini yaklaştırdık.(64)
وَأَنجَينا موسىٰ وَمَن مَعَهُ أَجمَعينَ(65)
Musa'yı ve kendisiyle beraber olan herkesi kurtardık.(65)
ثُمَّ أَغرَقنَا الءاخَرينَ(66)
Sonra, diğerlerini boğduk.(66)
إِنَّ فى ذٰلِكَ لَءايَةً ۖ وَما كانَ أَكثَرُهُم مُؤمِنينَ(67)
Elbette bunda bir ders vardır; ama çokları inanmazlar.(67)
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ العَزيزُ الرَّحيمُ(68)
Kuşkusuz, senin Rabbin Üstündür, Rahimdir.(68)
وَاتلُ عَلَيهِم نَبَأَ إِبرٰهيمَ(69)
Onlara İbrahim'in tarihini anlat.(69)
إِذ قالَ لِأَبيهِ وَقَومِهِ ما تَعبُدونَ(70)
Babasına ve halkına, "Neye tapıyorsunuz?" demişti.(70)
قالوا نَعبُدُ أَصنامًا فَنَظَلُّ لَها عٰكِفينَ(71)
"Heykellere tapıyoruz; biz kendimizi onlara adamış bulunuyoruz," dediler.(71)
قالَ هَل يَسمَعونَكُم إِذ تَدعونَ(72)
"Kendilerini çağırdığınızda sizi işitiyorlar mı?" dedi,(72)
أَو يَنفَعونَكُم أَو يَضُرّونَ(73)
"Yahut size yarar veya zarar verebiliyorlar mı?"(73)
قالوا بَل وَجَدنا ءاباءَنا كَذٰلِكَ يَفعَلونَ(74)
"Hayır; ancak biz atalarımızın böyle yaptıklarını gördük," dediler.(74)
قالَ أَفَرَءَيتُم ما كُنتُم تَعبُدونَ(75)
"Peki," dedi, "Tapmakta olduklarınızı gördünüz mü,"(75)
أَنتُم وَءاباؤُكُمُ الأَقدَمونَ(76)
"Siz ve geçmiş atalarınız?"(76)
فَإِنَّهُم عَدُوٌّ لى إِلّا رَبَّ العٰلَمينَ(77)
"Onlar benim düşmanımdır; yalnız Evrenlerin Rabbi hariç;"(77)
الَّذى خَلَقَنى فَهُوَ يَهدينِ(78)
"Beni yaratan ve bana yol gösteren O'dur."(78)
وَالَّذى هُوَ يُطعِمُنى وَيَسقينِ(79)
"Beni yediren ve içiren O'dur."(79)
وَإِذا مَرِضتُ فَهُوَ يَشفينِ(80)
"Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur."(80)
وَالَّذى يُميتُنى ثُمَّ يُحيينِ(81)
"Beni öldüren ve sonra dirilten O'dur."(81)
وَالَّذى أَطمَعُ أَن يَغفِرَ لى خَطيـَٔتى يَومَ الدّينِ(82)
" Yargı gününde, kusurlarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur."(82)
رَبِّ هَب لى حُكمًا وَأَلحِقنى بِالصّٰلِحينَ(83)
"Rabbim, bana bilgelik ver ve beni iyiler arasına kat."(83)
وَاجعَل لى لِسانَ صِدقٍ فِى الءاخِرينَ(84)
"Beni, sonraki nesiller için iyi bir örnek kıl."(84)
وَاجعَلنى مِن وَرَثَةِ جَنَّةِ النَّعيمِ(85)
"Beni, Nimetler Cennetine varis olanlardan yap."(85)
وَاغفِر لِأَبى إِنَّهُ كانَ مِنَ الضّالّينَ(86)
"Babamı bağışla, zira o sapıtmış bulunuyor."(86)
وَلا تُخزِنى يَومَ يُبعَثونَ(87)
"Diriliş gününde beni utandırma."(87)
يَومَ لا يَنفَعُ مالٌ وَلا بَنونَ(88)
O gün, paranın ve çocukların yararı olmayacaktır.(88)
إِلّا مَن أَتَى اللَّهَ بِقَلبٍ سَليمٍ(89)
ALLAH'a mükemmel bir kalp ile gelenler hariç.(89)
وَأُزلِفَتِ الجَنَّةُ لِلمُتَّقينَ(90)
Erdemlilere cennet sunulacaktır.(90)
وَبُرِّزَتِ الجَحيمُ لِلغاوينَ(91)
Azgınlar için de cehennem ortaya konacaktır.(91)
وَقيلَ لَهُم أَينَ ما كُنتُم تَعبُدونَ(92)
Onlara şöyle denir, "Hani taptıklarınız nerede -"(92)
مِن دونِ اللَّهِ هَل يَنصُرونَكُم أَو يَنتَصِرونَ(93)
"- O ALLAH'tan başka? Size şimdi yardım edebiliyorlar mı? Kendilerine bile yardımları dokunabiliyor mu?"(93)
فَكُبكِبوا فيها هُم وَالغاوۥنَ(94)
Azgınlarla birlikte tepetakla oraya atılacaklardır(94)
وَجُنودُ إِبليسَ أَجمَعونَ(95)
İblis'in tüm askerleri de...(95)
قالوا وَهُم فيها يَختَصِمونَ(96)
Orada çekişerek şöyle konuşacaklar:(96)
تَاللَّهِ إِن كُنّا لَفى ضَلٰلٍ مُبينٍ(97)
"ALLAH'a andolsun, biz gerçekten çok açık bir sapıklık içinde imişiz."(97)
إِذ نُسَوّيكُم بِرَبِّ العٰلَمينَ(98)
"Çünkü sizi evrenlerin Rabbine denk tutuyorduk."(98)
وَما أَضَلَّنا إِلَّا المُجرِمونَ(99)
"Bizi saptıranlar suçlulardı."(99)
فَما لَنا مِن شٰفِعينَ(100)
"Şimdi bizim ne şefaatçımız var."(100)
وَلا صَديقٍ حَميمٍ(101)
"Ne de yakın bir dostumuz."(101)
فَلَو أَنَّ لَنا كَرَّةً فَنَكونَ مِنَ المُؤمِنينَ(102)
"Bir şansımız daha olsaydı da, inananlar olsaydık."(102)
إِنَّ فى ذٰلِكَ لَءايَةً ۖ وَما كانَ أَكثَرُهُم مُؤمِنينَ(103)
Bunda bir ders var; ancak çoğunluk inanmaz.(103)
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ العَزيزُ الرَّحيمُ(104)
Kuşkusuz senin Rabbin Üstündür, Rahim'dir.(104)
كَذَّبَت قَومُ نوحٍ المُرسَلينَ(105)
Nuh'un halkı elçileri yalanladı.(105)
إِذ قالَ لَهُم أَخوهُم نوحٌ أَلا تَتَّقونَ(106)
Kardeşleri Nuh onlara demişti ki, "Dinleyip erdemli davranmaz mısınız?"(106)
إِنّى لَكُم رَسولٌ أَمينٌ(107)
"Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."(107)
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطيعونِ(108)
"ALLAH'ı dinleyip bana uymalısınız."(108)
وَما أَسـَٔلُكُم عَلَيهِ مِن أَجرٍ ۖ إِن أَجرِىَ إِلّا عَلىٰ رَبِّ العٰلَمينَ(109)
"Buna karşılık sizden herhangi bir ücret te istemiyorum. Benim ücretim, ancak evrenlerin Rabbine aittir."(109)
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطيعونِ(110)
"ALLAH'ı dinleyip bana uymalısınız."(110)
۞ قالوا أَنُؤمِنُ لَكَ وَاتَّبَعَكَ الأَرذَلونَ(111)
Dediler ki, "Seni izleyenler bayağı ve kötü kimseler iken, nasıl olur da sana inanırız?"(111)
قالَ وَما عِلمى بِما كانوا يَعمَلونَ(112)
Dedi ki, "Onların yaptıklarından bir bilgim yok."(112)
إِن حِسابُهُم إِلّا عَلىٰ رَبّى ۖ لَو تَشعُرونَ(113)
"Hesapları, yalnız Rabbime aittir; keşke anlasanız."(113)
وَما أَنا۠ بِطارِدِ المُؤمِنينَ(114)
"Kesinlikle hiç bir inananı kovamam."(114)
إِن أَنا۠ إِلّا نَذيرٌ مُبينٌ(115)
"Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."(115)
قالوا لَئِن لَم تَنتَهِ يٰنوحُ لَتَكونَنَّ مِنَ المَرجومينَ(116)
Dediler ki, "Bak Nuh, bu davranışına bir son vermezsen taşlananlardan olacaksın."(116)
قالَ رَبِّ إِنَّ قَومى كَذَّبونِ(117)
Dedi ki, "Rabbim, halkım beni yalanladı."(117)
فَافتَح بَينى وَبَينَهُم فَتحًا وَنَجِّنى وَمَن مَعِىَ مِنَ المُؤمِنينَ(118)
"Benimle onların arasını aç; beni ve beraberimdeki inananları kurtar."(118)
فَأَنجَينٰهُ وَمَن مَعَهُ فِى الفُلكِ المَشحونِ(119)
Onu ve yanındakileri yüklü bir gemiyle kurtardık.(119)
ثُمَّ أَغرَقنا بَعدُ الباقينَ(120)
Sonra bunun ardından, geride kalanları boğduk.(120)
إِنَّ فى ذٰلِكَ لَءايَةً ۖ وَما كانَ أَكثَرُهُم مُؤمِنينَ(121)
Bunda bir ders var; ancak çoğunluk inanmaz.(121)
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ العَزيزُ الرَّحيمُ(122)
Kuşkusuz senin Rabbin Üstündür, Rahimdir.(122)
كَذَّبَت عادٌ المُرسَلينَ(123)
Ad (halkı) da elçileri yalanladı.(123)
إِذ قالَ لَهُم أَخوهُم هودٌ أَلا تَتَّقونَ(124)
Kardeşleri Hud onlara demişti ki, "Erdemli davranmaz mısınız?"(124)
إِنّى لَكُم رَسولٌ أَمينٌ(125)
"Ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."(125)
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطيعونِ(126)
"ALLAH'ı dinleyip bana uyun."(126)
وَما أَسـَٔلُكُم عَلَيهِ مِن أَجرٍ ۖ إِن أَجرِىَ إِلّا عَلىٰ رَبِّ العٰلَمينَ(127)
"Buna karşılık sizden herhangi bir ücret te istemiyorum. Benim ücretim, ancak evrenlerin Rabbine aittir."(127)
أَتَبنونَ بِكُلِّ ريعٍ ءايَةً تَعبَثونَ(128)
"Her tepenin üzerine bir işaret (bir yapı) yerleştirip oyalanıyor musunuz?"(128)
وَتَتَّخِذونَ مَصانِعَ لَعَلَّكُم تَخلُدونَ(129)
"Ebedi kalırsınız diye sağlam yapılar mı edinirsiniz?"(129)
وَإِذا بَطَشتُم بَطَشتُم جَبّارينَ(130)
"Yakaladığınız vakit acımasız yakalıyorsunuz."(130)
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطيعونِ(131)
"ALLAH'ı dinleyip bana uymalısınız."(131)
وَاتَّقُوا الَّذى أَمَدَّكُم بِما تَعلَمونَ(132)
"Bildiğiniz her şeyi size vereni dinleyin."(132)
أَمَدَّكُم بِأَنعٰمٍ وَبَنينَ(133)
"Size çiftlik hayvanları ve çocuklar verdi."(133)
وَجَنّٰتٍ وَعُيونٍ(134)
"Üstelik bahçeler, pınarlar..."(134)
إِنّى أَخافُ عَلَيكُم عَذابَ يَومٍ عَظيمٍ(135)
"Sizin için müthiş bir günün cezasından korkarım."(135)
قالوا سَواءٌ عَلَينا أَوَعَظتَ أَم لَم تَكُن مِنَ الوٰعِظينَ(136)
Dediler ki, "Öğüt versen de vermesen de bizce birdir."(136)
إِن هٰذا إِلّا خُلُقُ الأَوَّلينَ(137)
"Bu, bizden öncekilerin izlediği yaşantı biçimidir."(137)
وَما نَحنُ بِمُعَذَّبينَ(138)
"Biz, cezalandırılacak da değiliz."(138)
فَكَذَّبوهُ فَأَهلَكنٰهُم ۗ إِنَّ فى ذٰلِكَ لَءايَةً ۖ وَما كانَ أَكثَرُهُم مُؤمِنينَ(139)
Böylece onu yalanladılar. Nihayet biz de onları yok ettik. Bunda bir ders var; ancak çoğunluk inanmaz.(139)
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ العَزيزُ الرَّحيمُ(140)
Kuşkusuz senin Rabbin Üstündür, Rahimdir.(140)
كَذَّبَت ثَمودُ المُرسَلينَ(141)
Semud (halkı) da elçileri yalanladı.(141)
إِذ قالَ لَهُم أَخوهُم صٰلِحٌ أَلا تَتَّقونَ(142)
Kardeşleri Salih onlara demişti ki, "Erdemli olmaz mısınız?"(142)
إِنّى لَكُم رَسولٌ أَمينٌ(143)
"Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."(143)
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطيعونِ(144)
"ALLAH'ı dinleyip bana uymalısınız."(144)
وَما أَسـَٔلُكُم عَلَيهِ مِن أَجرٍ ۖ إِن أَجرِىَ إِلّا عَلىٰ رَبِّ العٰلَمينَ(145)
"Buna karşılık sizden bir ücret te istemiyorum. Benim ücretimi ancak evrenlerin Rabbi öder."(145)
أَتُترَكونَ فى ما هٰهُنا ءامِنينَ(146)
"Şurada güvenlik içinde mi bırakılacaksınız?"(146)
فى جَنّٰتٍ وَعُيونٍ(147)
"Bahçeler, pınarlar, "(147)
وَزُروعٍ وَنَخلٍ طَلعُها هَضيمٌ(148)
"Ekinler ve olgun meyveli hurmalıklar içindesiniz."(148)
وَتَنحِتونَ مِنَ الجِبالِ بُيوتًا فٰرِهينَ(149)
"Ve dağlardan lüks köşkler yontuyorsunuz."(149)
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطيعونِ(150)
"ALLAH'ı dinleyip beni izlemelisiniz."(150)
وَلا تُطيعوا أَمرَ المُسرِفينَ(151)
"Sınırı aşanların emrine uymayın."(151)
الَّذينَ يُفسِدونَ فِى الأَرضِ وَلا يُصلِحونَ(152)
"Onlar yeryüzünde iyilik değil kötülük işlerler."(152)
قالوا إِنَّما أَنتَ مِنَ المُسَحَّرينَ(153)
Dediler ki, "Sen büyülenmişsin."(153)
ما أَنتَ إِلّا بَشَرٌ مِثلُنا فَأتِ بِـٔايَةٍ إِن كُنتَ مِنَ الصّٰدِقينَ(154)
"Sen bizim gibi bir insansın. Doğru sözlü isen bize bir mucize getir bakalım."(154)
قالَ هٰذِهِ ناقَةٌ لَها شِربٌ وَلَكُم شِربُ يَومٍ مَعلومٍ(155)
Dedi ki, "İşte şu deve. Onun su içeceği belli bir zamanı vardır. Sizin de su içeceğiniz belli bir gününüz vardır."(155)
وَلا تَمَسّوها بِسوءٍ فَيَأخُذَكُم عَذابُ يَومٍ عَظيمٍ(156)
"Ona bir kötülük dokundurmayın. Yoksa büyük bir günün cezasına çarpılırsınız."(156)
فَعَقَروها فَأَصبَحوا نٰدِمينَ(157)
Nihayet onu kestiler; ancak pişman oldular.(157)
فَأَخَذَهُمُ العَذابُ ۗ إِنَّ فى ذٰلِكَ لَءايَةً ۖ وَما كانَ أَكثَرُهُم مُؤمِنينَ(158)
Ve ceza onları yakaladı. Bunda bir ders var; ancak çoğunluk inanmaz."(158)
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ العَزيزُ الرَّحيمُ(159)
Kuşkusuz senin Rabbin Üstündür, Rahimdir.(159)
كَذَّبَت قَومُ لوطٍ المُرسَلينَ(160)
Lut'un halkı da elçileri yalanladı.(160)
إِذ قالَ لَهُم أَخوهُم لوطٌ أَلا تَتَّقونَ(161)
Kardeşleri Lut onlara demişti ki, "Erdemli olmayacak mısınız?"(161)
إِنّى لَكُم رَسولٌ أَمينٌ(162)
"Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."(162)
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطيعونِ(163)
"ALLAH'ı dinleyip bana uyun."(163)
وَما أَسـَٔلُكُم عَلَيهِ مِن أَجرٍ ۖ إِن أَجرِىَ إِلّا عَلىٰ رَبِّ العٰلَمينَ(164)
"Buna karşı sizden herhangi bir ücret de istemiyorum. Benim ücretim ancak evrenlerin Rabbine aittir."(164)
أَتَأتونَ الذُّكرانَ مِنَ العٰلَمينَ(165)
"Siz halkın arasından erkeklere mi yöneliyorsunuz?"(165)
وَتَذَرونَ ما خَلَقَ لَكُم رَبُّكُم مِن أَزوٰجِكُم ۚ بَل أَنتُم قَومٌ عادونَ(166)
"Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi terkederek? Siz gerçekten haddi çok aşan bir toplumsunuz."(166)
قالوا لَئِن لَم تَنتَهِ يٰلوطُ لَتَكونَنَّ مِنَ المُخرَجينَ(167)
Dediler, "Bak Lut, bu tavrına son vermezsen sürülenlerden olacaksın."(167)
قالَ إِنّى لِعَمَلِكُم مِنَ القالينَ(168)
Dedi ki, "Ben, bu davranışınızı iğrenç buluyorum."(168)
رَبِّ نَجِّنى وَأَهلى مِمّا يَعمَلونَ(169)
"Rabbim, beni ve ailemi bu yaptıklarından kurtar."(169)
فَنَجَّينٰهُ وَأَهلَهُ أَجمَعينَ(170)
Onu ve tüm ailesini kurtardık(170)
إِلّا عَجوزًا فِى الغٰبِرينَ(171)
Yalnız bir yaşlı kadın hariç; geride kalanlardan idi.(171)
ثُمَّ دَمَّرنَا الءاخَرينَ(172)
Sonra diğerlerini yerle bir ettik.(172)
وَأَمطَرنا عَلَيهِم مَطَرًا ۖ فَساءَ مَطَرُ المُنذَرينَ(173)
Üzerlerine bir çeşit yağmur yağdırdık; uyarılanların yağmuru ne felaketli bir yağmurdur.(173)
إِنَّ فى ذٰلِكَ لَءايَةً ۖ وَما كانَ أَكثَرُهُم مُؤمِنينَ(174)
Bunda bir ders var; ancak çokları inanmaz.(174)
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ العَزيزُ الرَّحيمُ(175)
Kuşkusuz senin Rabbin Üstündür, Rahimdir.(175)
كَذَّبَ أَصحٰبُ لـَٔيكَةِ المُرسَلينَ(176)
Eyke halkı da elçileri yalanladı.(176)
إِذ قالَ لَهُم شُعَيبٌ أَلا تَتَّقونَ(177)
Kardeşleri Şuayb onlara demişti ki, "Erdemli olmayacak mısınız?"(177)
إِنّى لَكُم رَسولٌ أَمينٌ(178)
"Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."(178)
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطيعونِ(179)
"ALLAH'ı dinleyin ve beni izleyin."(179)
وَما أَسـَٔلُكُم عَلَيهِ مِن أَجرٍ ۖ إِن أَجرِىَ إِلّا عَلىٰ رَبِّ العٰلَمينَ(180)
"Buna karşı sizden herhangi bir ücret te istemiyorum. Benim ücretim ancak evrenlerin Rabbine aittir."(180)
۞ أَوفُوا الكَيلَ وَلا تَكونوا مِنَ المُخسِرينَ(181)
"Ölçüyü tam uygulayın. Kandıranlardan olmayın."(181)
وَزِنوا بِالقِسطاسِ المُستَقيمِ(182)
"Doğru ölçek ile tartınız."(182)
وَلا تَبخَسُوا النّاسَ أَشياءَهُم وَلا تَعثَوا فِى الأَرضِ مُفسِدينَ(183)
"Halkın hakkını kısmayın ve yeryüzünde kötülük işleyerek karışıklık çıkarmayın."(183)
وَاتَّقُوا الَّذى خَلَقَكُم وَالجِبِلَّةَ الأَوَّلينَ(184)
"Sizi ve önceki nesilleri yaratanı sayıp dinleyin."(184)
قالوا إِنَّما أَنتَ مِنَ المُسَحَّرينَ(185)
Dediler ki, "Sen büyülenmişsin."(185)
وَما أَنتَ إِلّا بَشَرٌ مِثلُنا وَإِن نَظُنُّكَ لَمِنَ الكٰذِبينَ(186)
"Sen sadece bizim gibi bir insansın ve biz senin yalan söylediğine inanıyoruz."(186)
فَأَسقِط عَلَينا كِسَفًا مِنَ السَّماءِ إِن كُنتَ مِنَ الصّٰدِقينَ(187)
"Doğru sözlü isen üzerimize gökten kütleler indir."(187)
قالَ رَبّى أَعلَمُ بِما تَعمَلونَ(188)
Dedi ki, "Rabbim sizin ne yaptığınızı çok iyi bilir."(188)
فَكَذَّبوهُ فَأَخَذَهُم عَذابُ يَومِ الظُّلَّةِ ۚ إِنَّهُ كانَ عَذابَ يَومٍ عَظيمٍ(189)
Onu yalanladılar ve sonuç olarak Sayvan Gününün cezası kendilerini yakaladı; müthiş bir günün cezasıydı.(189)
إِنَّ فى ذٰلِكَ لَءايَةً ۖ وَما كانَ أَكثَرُهُم مُؤمِنينَ(190)
Bunda bir ders var; ancak çoğunluk inanmaz.(190)
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ العَزيزُ الرَّحيمُ(191)
Kuşkusuz, senin Rabbin Üstündür, Rahimdir.(191)
وَإِنَّهُ لَتَنزيلُ رَبِّ العٰلَمينَ(192)
Bu, evrenlerin Rabbinin indirdiği vahiydir.(192)
نَزَلَ بِهِ الرّوحُ الأَمينُ(193)
Onu Güvenilir Ruh (Cebrail) indirmiştir.(193)
عَلىٰ قَلبِكَ لِتَكونَ مِنَ المُنذِرينَ(194)
Senin kalbine... Uyarıcılardan biri olasın diye.(194)
بِلِسانٍ عَرَبِىٍّ مُبينٍ(195)
Apaçık Arapça bir dille.(195)
وَإِنَّهُ لَفى زُبُرِ الأَوَّلينَ(196)
Daha önceki kitaplarda da anılmıştır.(196)
أَوَلَم يَكُن لَهُم ءايَةً أَن يَعلَمَهُ عُلَمٰؤُا۟ بَنى إِسرٰءيلَ(197)
İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmiş olması onlar için yeterli bir delil oluşturmuyor mu?(197)
وَلَو نَزَّلنٰهُ عَلىٰ بَعضِ الأَعجَمينَ(198)
Onu bir takım yabancılara indirseydik,(198)
فَقَرَأَهُ عَلَيهِم ما كانوا بِهِ مُؤمِنينَ(199)
Ve onu onlara okusaydı ona inanmıyacaklardı.(199)
كَذٰلِكَ سَلَكنٰهُ فى قُلوبِ المُجرِمينَ(200)
İşte biz onu suçluların kalplerine böylece (yabancı bir dil gibi) sokarız.(200)
لا يُؤمِنونَ بِهِ حَتّىٰ يَرَوُا العَذابَ الأَليمَ(201)
Acı azabı görünceye kadar ona inanmazlar.(201)
فَيَأتِيَهُم بَغتَةً وَهُم لا يَشعُرونَ(202)
Onlara ansızın, beklemedikleri bir anda gelecektir.(202)
فَيَقولوا هَل نَحنُ مُنظَرونَ(203)
O zaman, "Bize biraz daha süre verilmez mi?" derler.(203)
أَفَبِعَذابِنا يَستَعجِلونَ(204)
Onlar, hâlâ cezamıza karşı meydan mı okuyorlar?(204)
أَفَرَءَيتَ إِن مَتَّعنٰهُم سِنينَ(205)
Gördüğün gibi, biz onları yıllarca yaşatsak(205)
ثُمَّ جاءَهُم ما كانوا يوعَدونَ(206)
Ve sonra kendilerine söz verilen başlarına gelse,(206)
ما أَغنىٰ عَنهُم ما كانوا يُمَتَّعونَ(207)
O tattıkları nimetler kendilerine bir yarar sağlamaz.(207)
وَما أَهلَكنا مِن قَريَةٍ إِلّا لَها مُنذِرونَ(208)
Biz uyarıcıları olmayan hiç bir kenti yok etmedik.(208)
ذِكرىٰ وَما كُنّا ظٰلِمينَ(209)
Bu bir uyarı ve mesajdır; çünkü biz haksızlık etmeyiz.(209)
وَما تَنَزَّلَت بِهِ الشَّيٰطينُ(210)
Onu şeytanlar indirmemiştir.(210)
وَما يَنبَغى لَهُم وَما يَستَطيعونَ(211)
Onlar bunu ne yaparlar, ne de becerirler.(211)
إِنَّهُم عَنِ السَّمعِ لَمَعزولونَ(212)
Çünkü onlar işitmekten men edilmişlerdir.(212)
فَلا تَدعُ مَعَ اللَّهِ إِلٰهًا ءاخَرَ فَتَكونَ مِنَ المُعَذَّبينَ(213)
ALLAH ile birlikte bir başka tanrı çağırma; yoksa cezalandırılırsın.(213)
وَأَنذِر عَشيرَتَكَ الأَقرَبينَ(214)
Sana en yakın olan insanları uyar.(214)
وَاخفِض جَناحَكَ لِمَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ المُؤمِنينَ(215)
Ve seni izleyen inananlara kanadını indir.(215)
فَإِن عَصَوكَ فَقُل إِنّى بَريءٌ مِمّا تَعمَلونَ(216)
Sana karşı gelirlerse, "Yaptıklarınızdan uzağım," de.(216)
وَتَوَكَّل عَلَى العَزيزِ الرَّحيمِ(217)
Üstün ve Rahman olana güven.(217)
الَّذى يَرىٰكَ حينَ تَقومُ(218)
O ki (ibadet ve düşünme için) kalktığın/uyandığın zaman seni görür.(218)
وَتَقَلُّبَكَ فِى السّٰجِدينَ(219)
Ve senin secde edenler arasındaki hareketini de.(219)
إِنَّهُ هُوَ السَّميعُ العَليمُ(220)
Çünkü O İşitendir, Bilendir.(220)
هَل أُنَبِّئُكُم عَلىٰ مَن تَنَزَّلُ الشَّيٰطينُ(221)
Şeytanların kime indiğini size bildireyim mi?(221)
تَنَزَّلُ عَلىٰ كُلِّ أَفّاكٍ أَثيمٍ(222)
Onlar her günahkar iftiracıya iner.(222)
يُلقونَ السَّمعَ وَأَكثَرُهُم كٰذِبونَ(223)
Kulak verirler; ancak çoğu yalancıdır.(223)
وَالشُّعَراءُ يَتَّبِعُهُمُ الغاوۥنَ(224)
Şairlere ise azgınlar uyar.(224)
أَلَم تَرَ أَنَّهُم فى كُلِّ وادٍ يَهيمونَ(225)
Onların her vadide koştuklarını (duruma göre yön değiştirdiklerini) görmez misin?(225)
وَأَنَّهُم يَقولونَ ما لا يَفعَلونَ(226)
Ve onlar yapmadıkları şeyleri söylerler.(226)
إِلَّا الَّذينَ ءامَنوا وَعَمِلُوا الصّٰلِحٰتِ وَذَكَرُوا اللَّهَ كَثيرًا وَانتَصَروا مِن بَعدِ ما ظُلِموا ۗ وَسَيَعلَمُ الَّذينَ ظَلَموا أَىَّ مُنقَلَبٍ يَنقَلِبونَ(227)
Ancak inananlar, erdemli davrananlar, ALLAH'ı çok ananlar ve haksızlığa karşı mücadele edenler hariç. Zalimler, nasıl bir devrim ile devrileceklerini bileceklerdir.(227)