An-Najm( النجم)
Original,King Fahad Quran Complex(الأصلي,مجمع الملك فهد القرآن)
show/hide
Edip Yüksel(Edip Yüksel)
show/hide
بِسمِ اللَّهِ الرَّحمٰنِ الرَّحيمِ وَالنَّجمِ إِذا هَوىٰ(1)
Düşerken yıldızlara andolsun.(1)
ما ضَلَّ صاحِبُكُم وَما غَوىٰ(2)
Arkadaşınız (Muhammed) ne sapmıştır, ne de azmıştır.(2)
وَما يَنطِقُ عَنِ الهَوىٰ(3)
Ne de kendi kişisel arzusundan konuşmaktadır.(3)
إِن هُوَ إِلّا وَحىٌ يوحىٰ(4)
O (Kuran) ancak ve ancak bildilen bir vahiydir.(4)
عَلَّمَهُ شَديدُ القُوىٰ(5)
Onu, büyük güce sahip olan öğretmiştir.(5)
ذو مِرَّةٍ فَاستَوىٰ(6)
Üstün otoritenin sahibi göründü,(6)
وَهُوَ بِالأُفُقِ الأَعلىٰ(7)
En yüksek ufukta.(7)
ثُمَّ دَنا فَتَدَلّىٰ(8)
Sonra inip yaklaştı.(8)
فَكانَ قابَ قَوسَينِ أَو أَدنىٰ(9)
Mesafe iki yay kadar veya daha yakın oldu.(9)
فَأَوحىٰ إِلىٰ عَبدِهِ ما أَوحىٰ(10)
Ve sonra kuluna ne bildirilecekse onu vahyetti.(10)
ما كَذَبَ الفُؤادُ ما رَأىٰ(11)
Gördüğünü gönlü yalanlamadı.(11)
أَفَتُمٰرونَهُ عَلىٰ ما يَرىٰ(12)
Onun gördüğü hakkında kendisiyle tartışıyor musunuz?(12)
وَلَقَد رَءاهُ نَزلَةً أُخرىٰ(13)
Onu bir kez daha görmüştü.(13)
عِندَ سِدرَةِ المُنتَهىٰ(14)
En son noktada.(14)
عِندَها جَنَّةُ المَأوىٰ(15)
Ki yanında barınılacak cennet vardır.(15)
إِذ يَغشَى السِّدرَةَ ما يَغشىٰ(16)
Tüm bölge olağanüstü biçimde kuşatılmıştı.(16)
ما زاغَ البَصَرُ وَما طَغىٰ(17)
Göz şaşmadı, sınırı da aşmadı.(17)
لَقَد رَأىٰ مِن ءايٰتِ رَبِّهِ الكُبرىٰ(18)
Rabbinin büyük ayetlerini gördü.(18)
أَفَرَءَيتُمُ اللّٰتَ وَالعُزّىٰ(19)
Gördünüz mü (dişi putlarınız olan) Lat ve Uzza'yı?(19)
وَمَنوٰةَ الثّالِثَةَ الأُخرىٰ(20)
Ve üçüncüleri olan Menat'ı?(20)
أَلَكُمُ الذَّكَرُ وَلَهُ الأُنثىٰ(21)
Erkekler sizin de dişiler O'nun mu?(21)
تِلكَ إِذًا قِسمَةٌ ضيزىٰ(22)
Ne de insafsız bir paylaşma!(22)
إِن هِىَ إِلّا أَسماءٌ سَمَّيتُموها أَنتُم وَءاباؤُكُم ما أَنزَلَ اللَّهُ بِها مِن سُلطٰنٍ ۚ إِن يَتَّبِعونَ إِلَّا الظَّنَّ وَما تَهوَى الأَنفُسُ ۖ وَلَقَد جاءَهُم مِن رَبِّهِمُ الهُدىٰ(23)
Onlar, sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka bir şey değildir ve ALLAH onlar için hiç bir delil indirmemiştir. Kendilerine, Rab'lerinde bir yol gösterici geldiği halde, sadece kuruntuları ve kişisel arzularını izliyorlar.(23)
أَم لِلإِنسٰنِ ما تَمَنّىٰ(24)
İnsan her umduğuna kavuşacak mıdır?(24)
فَلِلَّهِ الءاخِرَةُ وَالأولىٰ(25)
Son da ilk de ALLAH'ındır.(25)
۞ وَكَم مِن مَلَكٍ فِى السَّمٰوٰتِ لا تُغنى شَفٰعَتُهُم شَيـًٔا إِلّا مِن بَعدِ أَن يَأذَنَ اللَّهُ لِمَن يَشاءُ وَيَرضىٰ(26)
Göklerdeki meleklerin bile şefaati bir yarar sağlamaz. Ancak ALLAH'ın dilediği kimse için izin vermesinden ve O'nun rızasına uygun olduktan sonra...(26)
إِنَّ الَّذينَ لا يُؤمِنونَ بِالءاخِرَةِ لَيُسَمّونَ المَلٰئِكَةَ تَسمِيَةَ الأُنثىٰ(27)
Ahirete inanmıyanlar melekleri dişi olarak nitelendirmektedirler.(27)
وَما لَهُم بِهِ مِن عِلمٍ ۖ إِن يَتَّبِعونَ إِلَّا الظَّنَّ ۖ وَإِنَّ الظَّنَّ لا يُغنى مِنَ الحَقِّ شَيـًٔا(28)
Onların bu konuda bir bilgileri yoktur, sadece sanıları izlemektedirler ve sanılar gerçeğin yerini tutmaz.(28)
فَأَعرِض عَن مَن تَوَلّىٰ عَن ذِكرِنا وَلَم يُرِد إِلَّا الحَيوٰةَ الدُّنيا(29)
Mesajımızdan yüz çeviren ve dünya hayatından başkasını arzulamıyan kimseyi önemseme.(29)
ذٰلِكَ مَبلَغُهُم مِنَ العِلمِ ۚ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبيلِهِ وَهُوَ أَعلَمُ بِمَنِ اهتَدىٰ(30)
İşte onların ulaştıkları bilgilerinin düzeyi budur. Elbette, Rabbin yolundan sapanı iyi bilir, doğru yolda olanı da iyi bilir.(30)
وَلِلَّهِ ما فِى السَّمٰوٰتِ وَما فِى الأَرضِ لِيَجزِىَ الَّذينَ أَسٰـٔوا بِما عَمِلوا وَيَجزِىَ الَّذينَ أَحسَنوا بِالحُسنَى(31)
Göklerde ve yerde ne varsa ALLAH'ındır. Kötülük işleyenleri yaptıklarından dolayı cezalandıracaktır ve güzel davrananları da ödüllendirecektir.(31)
الَّذينَ يَجتَنِبونَ كَبٰئِرَ الإِثمِ وَالفَوٰحِشَ إِلَّا اللَّمَمَ ۚ إِنَّ رَبَّكَ وٰسِعُ المَغفِرَةِ ۚ هُوَ أَعلَمُ بِكُم إِذ أَنشَأَكُم مِنَ الأَرضِ وَإِذ أَنتُم أَجِنَّةٌ فى بُطونِ أُمَّهٰتِكُم ۖ فَلا تُزَكّوا أَنفُسَكُم ۖ هُوَ أَعلَمُ بِمَنِ اتَّقىٰ(32)
Onlar, büyük günahlardan ve kötülüklerden kaçınırlar, yalnız küçük suçlar işlerler. Rabbinin bağışlaması engindir. Sizi topraktan yaratırken ve annelerinizin karınlarında cenin (fetus) durumundayken sizi iyi bilmektedir. Öyleyse kendinizi (övüp) temize çıkarmayın. O, erdemlileri iyi bilir.(32)
أَفَرَءَيتَ الَّذى تَوَلّىٰ(33)
Gördün mü o yüz çevireni?(33)
وَأَعطىٰ قَليلًا وَأَكدىٰ(34)
Ender olarak ve pek az verdi.(34)
أَعِندَهُ عِلمُ الغَيبِ فَهُوَ يَرىٰ(35)
Gizemlerin bilgisine mi sahiptir ki (geleceği) görüyor?(35)
أَم لَم يُنَبَّأ بِما فى صُحُفِ موسىٰ(36)
Ona Musa'nın öğretisi hakkında bilgi verilmedi mi?(36)
وَإِبرٰهيمَ الَّذى وَفّىٰ(37)
Ve sözünü gerçekleştiren İbrahim'in?:(37)
أَلّا تَزِرُ وازِرَةٌ وِزرَ أُخرىٰ(38)
Ki hiçbir kimse bir başkasının günah yükünü taşımaz,(38)
وَأَن لَيسَ لِلإِنسٰنِ إِلّا ما سَعىٰ(39)
İnsan için ancak kendi çalışması vardır.(39)
وَأَنَّ سَعيَهُ سَوفَ يُرىٰ(40)
Ve onun çalışması da yakında görülecektir.(40)
ثُمَّ يُجزىٰهُ الجَزاءَ الأَوفىٰ(41)
Sonra kendisine ödülü tam olarak verilecektir.(41)
وَأَنَّ إِلىٰ رَبِّكَ المُنتَهىٰ(42)
Son varış Rabbinedir.(42)
وَأَنَّهُ هُوَ أَضحَكَ وَأَبكىٰ(43)
O'dur seni güldüren ve ağlatan.(43)
وَأَنَّهُ هُوَ أَماتَ وَأَحيا(44)
O'dur öldüren ve dirilten.(44)
وَأَنَّهُ خَلَقَ الزَّوجَينِ الذَّكَرَ وَالأُنثىٰ(45)
O'dur iki çifti yaratan; erkeği ve dişiyi...(45)
مِن نُطفَةٍ إِذا تُمنىٰ(46)
Atıldığı zaman bir damlacık meniden.(46)
وَأَنَّ عَلَيهِ النَّشأَةَ الأُخرىٰ(47)
O'na aittir tekrar yaratmak.(47)
وَأَنَّهُ هُوَ أَغنىٰ وَأَقنىٰ(48)
O'dur Zengin eden, yoksul yapan.(48)
وَأَنَّهُ هُوَ رَبُّ الشِّعرىٰ(49)
O'dur Şira galaksisinin Rabbi.(49)
وَأَنَّهُ أَهلَكَ عادًا الأولىٰ(50)
O'dur helak eden eski Ad halkını,(50)
وَثَمودَا۟ فَما أَبقىٰ(51)
Semudu da bırakmadı,(51)
وَقَومَ نوحٍ مِن قَبلُ ۖ إِنَّهُم كانوا هُم أَظلَمَ وَأَطغىٰ(52)
Ve ondan önce Nuh'un halkını da; onlar çok zalim ve çok azgın kimselerdi.(52)
وَالمُؤتَفِكَةَ أَهوىٰ(53)
Yıkılıp batırılmış olanlar (Sodom ve Gomora), en bayağılardı.(53)
فَغَشّىٰها ما غَشّىٰ(54)
Onları örten örttü.(54)
فَبِأَىِّ ءالاءِ رَبِّكَ تَتَمارىٰ(55)
O halde Rabbinin hangi nimetlerinden kuşkulanırsın?(55)
هٰذا نَذيرٌ مِنَ النُّذُرِ الأولىٰ(56)
Bu, eski uyarıcılardan bir uyarıcıdır.(56)
أَزِفَتِ الءازِفَةُ(57)
Kaçınılmaz olan yaklaşmıştır.(57)
لَيسَ لَها مِن دونِ اللَّهِ كاشِفَةٌ(58)
ALLAH'tan başkası onu kaldıramaz.(58)
أَفَمِن هٰذَا الحَديثِ تَعجَبونَ(59)
Bu sözü mü tuhaf karşılıyorsunuz?(59)
وَتَضحَكونَ وَلا تَبكونَ(60)
Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz?(60)
وَأَنتُم سٰمِدونَ(61)
Ve aylak aylak oyalanıyorsunuz?(61)
فَاسجُدوا لِلَّهِ وَاعبُدوا ۩(62)
Haydi ALLAH'a secde edin, kulluk edin.(62)