Al-Waqi'a( الواقعة)
Original,King Fahad Quran Complex(الأصلي,مجمع الملك فهد القرآن)
show/hide
Edip Yüksel(Edip Yüksel)
show/hide
بِسمِ اللَّهِ الرَّحمٰنِ الرَّحيمِ إِذا وَقَعَتِ الواقِعَةُ(1)
Kaçınılmaz olay gerçekleştiği zaman,(1)
لَيسَ لِوَقعَتِها كاذِبَةٌ(2)
Onun gerçekleşmesini artık yalanlayan çıkmaz.(2)
خافِضَةٌ رافِعَةٌ(3)
O alçaltıcıdır, yücelticidir.(3)
إِذا رُجَّتِ الأَرضُ رَجًّا(4)
Yerin sallanıp sarsılacağı,(4)
وَبُسَّتِ الجِبالُ بَسًّا(5)
Ve dağların paramparça edileceği zaman,(5)
فَكانَت هَباءً مُنبَثًّا(6)
Artık o toz duman haline gelmiştir.(6)
وَكُنتُم أَزوٰجًا ثَلٰثَةً(7)
Sizler de üç bölüme ayrılırsınız.(7)
فَأَصحٰبُ المَيمَنَةِ ما أَصحٰبُ المَيمَنَةِ(8)
Mutlular ne kadar da mutludurlar!(8)
وَأَصحٰبُ المَشـَٔمَةِ ما أَصحٰبُ المَشـَٔمَةِ(9)
Mutsuzlar ne kadar da mutsuzdurlar!(9)
وَالسّٰبِقونَ السّٰبِقونَ(10)
Bir de ileri geçen öncü elitler vardır.(10)
أُولٰئِكَ المُقَرَّبونَ(11)
Onlar (Tanrı'ya) yaklaştırılanlardır.(11)
فى جَنّٰتِ النَّعيمِ(12)
Nimet cennetlerinde (bahçelerinde)...(12)
ثُلَّةٌ مِنَ الأَوَّلينَ(13)
Onların büyük bir kısmı önceki nesillerden,(13)
وَقَليلٌ مِنَ الءاخِرينَ(14)
Küçük bir kısmı da sonraki nesillerdendir.(14)
عَلىٰ سُرُرٍ مَوضونَةٍ(15)
Lüks mobilyalar üzerinde,(15)
مُتَّكِـٔينَ عَلَيها مُتَقٰبِلينَ(16)
Karşılıklı yaslanmışlardır.(16)
يَطوفُ عَلَيهِم وِلدٰنٌ مُخَلَّدونَ(17)
Onlara ölümsüz gençler servis yaparlar.(17)
بِأَكوابٍ وَأَباريقَ وَكَأسٍ مِن مَعينٍ(18)
Kaynaktan doldurulmuş bardaklar, sürahiler ve kadehlerle.(18)
لا يُصَدَّعونَ عَنها وَلا يُنزِفونَ(19)
Ne ara verirler ne de yorulurlar.(19)
وَفٰكِهَةٍ مِمّا يَتَخَيَّرونَ(20)
Ve beğendikleri meyveler...(20)
وَلَحمِ طَيرٍ مِمّا يَشتَهونَ(21)
Canlarının çektiği kuş etleri...(21)
وَحورٌ عينٌ(22)
Güzel eşler...(22)
كَأَمثٰلِ اللُّؤلُؤِ المَكنونِ(23)
Korunmuş inciler gibi...(23)
جَزاءً بِما كانوا يَعمَلونَ(24)
Yapmış olduklarına bir karşılık olarak verilir.(24)
لا يَسمَعونَ فيها لَغوًا وَلا تَأثيمًا(25)
Orada ne bir saçmalık, ne de günaha sokan bir söz işitmezler.(25)
إِلّا قيلًا سَلٰمًا سَلٰمًا(26)
Sadece, "Selam, selam," derler.(26)
وَأَصحٰبُ اليَمينِ ما أَصحٰبُ اليَمينِ(27)
Sağ tarafta olanlar sağ tarafta olacaklar!(27)
فى سِدرٍ مَخضودٍ(28)
Dikensiz meyve ağaçları,(28)
وَطَلحٍ مَنضودٍ(29)
Salkımları sarkmış muz ağaçları,(29)
وَظِلٍّ مَمدودٍ(30)
Uzamış gölgeler,(30)
وَماءٍ مَسكوبٍ(31)
Fışkıran sular,(31)
وَفٰكِهَةٍ كَثيرَةٍ(32)
Ve bol meyveler içindedirler.(32)
لا مَقطوعَةٍ وَلا مَمنوعَةٍ(33)
Bunlar ne tükenirler, ne de yasak edilirler!(33)
وَفُرُشٍ مَرفوعَةٍ(34)
Ve onlar yükseltilmiş mobilyalar üzerindedirler.(34)
إِنّا أَنشَأنٰهُنَّ إِنشاءً(35)
Biz kadınları yeniden biçimlendirdik.(35)
فَجَعَلنٰهُنَّ أَبكارًا(36)
Onları, gençleştirdik.(36)
عُرُبًا أَترابًا(37)
Mükemmel biçimde eşlenmişlerdir.(37)
لِأَصحٰبِ اليَمينِ(38)
Sağ tarafta olanlar içindir.(38)
ثُلَّةٌ مِنَ الأَوَّلينَ(39)
Onların bir çoğu önceki nesillerdendir.(39)
وَثُلَّةٌ مِنَ الءاخِرينَ(40)
Onların bir çoğu da sonraki nesillerdendir.(40)
وَأَصحٰبُ الشِّمالِ ما أَصحٰبُ الشِّمالِ(41)
Sol tarafta bulunanlar, sol tarafta olacaklardır.(41)
فى سَمومٍ وَحَميمٍ(42)
İşleyen ve kaynayan bir azap içindedirler.(42)
وَظِلٍّ مِن يَحمومٍ(43)
Sıcak gölgeler altındadırlar.(43)
لا بارِدٍ وَلا كَريمٍ(44)
Ne soğuktur, ne de yararlı.(44)
إِنَّهُم كانوا قَبلَ ذٰلِكَ مُترَفينَ(45)
Bundan önce onlar konfor içinde şımarmışlardı.(45)
وَكانوا يُصِرّونَ عَلَى الحِنثِ العَظيمِ(46)
Büyük günahı işlemekte direniyorlardı.(46)
وَكانوا يَقولونَ أَئِذا مِتنا وَكُنّا تُرابًا وَعِظٰمًا أَءِنّا لَمَبعوثونَ(47)
Diyorlardı ki, "Biz öldükten, toz ve kemiğe dönüştükten sonra mı diriltileceğiz?"(47)
أَوَءاباؤُنَا الأَوَّلونَ(48)
"Önceki atalarımız da mı?"(48)
قُل إِنَّ الأَوَّلينَ وَالءاخِرينَ(49)
De ki, "Öncekiler de, sonrakiler de."(49)
لَمَجموعونَ إِلىٰ ميقٰتِ يَومٍ مَعلومٍ(50)
"Bilinen günün buluşma anı için toplanacaklardır."(50)
ثُمَّ إِنَّكُم أَيُّهَا الضّالّونَ المُكَذِّبونَ(51)
"Sonra da siz, ey sapıtmışlar, ey yalanlayıcılar,"(51)
لَءاكِلونَ مِن شَجَرٍ مِن زَقّومٍ(52)
"Zakkum ağacından yiyeceksiniz."(52)
فَمالِـٔونَ مِنهَا البُطونَ(53)
"Onunla karnınızı dolduracaksınız."(53)
فَشٰرِبونَ عَلَيهِ مِنَ الحَميمِ(54)
"Ve üzerine kaynar su içeceksiniz."(54)
فَشٰرِبونَ شُربَ الهيمِ(55)
"Susamış devenin içişi gibi içeceksiniz."(55)
هٰذا نُزُلُهُم يَومَ الدّينِ(56)
Yargı gününde işte böyle ağırlanacaklardır.(56)
نَحنُ خَلَقنٰكُم فَلَولا تُصَدِّقونَ(57)
Sizi biz yarattık, doğrulamanız gerekmez miydi?(57)
أَفَرَءَيتُم ما تُمنونَ(58)
Attığınız meniye dikkat ettiniz mi?(58)
ءَأَنتُم تَخلُقونَهُ أَم نَحنُ الخٰلِقونَ(59)
Siz mi onu yaratıyorsunuz, yoksa biz mi yaratıyoruz?(59)
نَحنُ قَدَّرنا بَينَكُمُ المَوتَ وَما نَحنُ بِمَسبوقينَ(60)
Aranızda ölümünüzü önceden biz belirledik. Kimse bizi engelleyemez:(60)
عَلىٰ أَن نُبَدِّلَ أَمثٰلَكُم وَنُنشِئَكُم فى ما لا تَعلَمونَ(61)
Sizi başka nesillerle değiştirmekten, yahut sizi bilmediğiniz bir biçimde yaratmaktan....(61)
وَلَقَد عَلِمتُمُ النَّشأَةَ الأولىٰ فَلَولا تَذَكَّرونَ(62)
İlk yaratılışı biliyorsunuz. Öğüt almalı değil misiniz?(62)
أَفَرَءَيتُم ما تَحرُثونَ(63)
Ektiğinize dikkat ettiniz mi?(63)
ءَأَنتُم تَزرَعونَهُ أَم نَحنُ الزّٰرِعونَ(64)
Siz mi onu yetiştiriyorsunuz, yoksa biz mi?(64)
لَو نَشاءُ لَجَعَلنٰهُ حُطٰمًا فَظَلتُم تَفَكَّهونَ(65)
Dileseydik onu samana çevirirdik de siz şaşardınız:(65)
إِنّا لَمُغرَمونَ(66)
"Borca girdik."(66)
بَل نَحنُ مَحرومونَ(67)
"Doğrusu, yoksun bırakıldık."(67)
أَفَرَءَيتُمُ الماءَ الَّذى تَشرَبونَ(68)
İçmekte olduğunuz suya dikkat ettiniz mi?(68)
ءَأَنتُم أَنزَلتُموهُ مِنَ المُزنِ أَم نَحنُ المُنزِلونَ(69)
Onu bulutlardan siz mi indiriyorsunuz, yoksa biz mi?(69)
لَو نَشاءُ جَعَلنٰهُ أُجاجًا فَلَولا تَشكُرونَ(70)
Dileseydik onu tuzlu yapardık. Şükretmez misiniz?(70)
أَفَرَءَيتُمُ النّارَ الَّتى تورونَ(71)
Yakmakta olduğunuz ateşe dikkat ettiniz mi?(71)
ءَأَنتُم أَنشَأتُم شَجَرَتَها أَم نَحنُ المُنشِـٔونَ(72)
Onun ağacını siz mi başlattınız, yoksa biz mi başlatmaktayız?(72)
نَحنُ جَعَلنٰها تَذكِرَةً وَمَتٰعًا لِلمُقوينَ(73)
Kullananlar için biz onu bir ibret ve yararlı yaptık.(73)
فَسَبِّح بِاسمِ رَبِّكَ العَظيمِ(74)
Öyleyse Büyük Rabbinin ismini yücelt.(74)
۞ فَلا أُقسِمُ بِمَوٰقِعِ النُّجومِ(75)
Yıldızların yerlerine yemin ederim.(75)
وَإِنَّهُ لَقَسَمٌ لَو تَعلَمونَ عَظيمٌ(76)
Onun ne büyük bir yemin olduğunu bir bilseniz!(76)
إِنَّهُ لَقُرءانٌ كَريمٌ(77)
Bu, onurlu bir Kuran'dır.(77)
فى كِتٰبٍ مَكنونٍ(78)
Gizli bir kitaptadır.(78)
لا يَمَسُّهُ إِلَّا المُطَهَّرونَ(79)
Onu ancak temizler kavrayabilir.(79)
تَنزيلٌ مِن رَبِّ العٰلَمينَ(80)
Evrenlerin Rabbinden indirilmiştir.(80)
أَفَبِهٰذَا الحَديثِ أَنتُم مُدهِنونَ(81)
Siz bu sözü mü küçümsüyorsunuz?(81)
وَتَجعَلونَ رِزقَكُم أَنَّكُم تُكَذِّبونَ(82)
İnkar etmeyi iş mi ediniyorsunuz?(82)
فَلَولا إِذا بَلَغَتِ الحُلقومَ(83)
Ya can boğaza dayandığı zaman?(83)
وَأَنتُم حينَئِذٍ تَنظُرونَ(84)
O anda siz bakınmaktasınız.(84)
وَنَحنُ أَقرَبُ إِلَيهِ مِنكُم وَلٰكِن لا تُبصِرونَ(85)
Biz ona (can çekişene) sizden daha yakınız; ancak siz göremezsiniz.(85)
فَلَولا إِن كُنتُم غَيرَ مَدينينَ(86)
Yaptığınızın karşılığını görmeyeceğiniz doğruysa,(86)
تَرجِعونَها إِن كُنتُم صٰدِقينَ(87)
Onu geri çevirsenize, eğer doğru sözlü iseniz?(87)
فَأَمّا إِن كانَ مِنَ المُقَرَّبينَ(88)
Ancak o, (bana) yaklaştırılanlardan ise-(88)
فَرَوحٌ وَرَيحانٌ وَجَنَّتُ نَعيمٍ(89)
o zaman neşe, çiçekler ve nimet cennetleri...(89)
وَأَمّا إِن كانَ مِن أَصحٰبِ اليَمينِ(90)
O, sağda olanlardan ise,(90)
فَسَلٰمٌ لَكَ مِن أَصحٰبِ اليَمينِ(91)
"Sana sağdakilerden selam olsun!"(91)
وَأَمّا إِن كانَ مِنَ المُكَذِّبينَ الضّالّينَ(92)
Ama o yalanlayan sapıklardan ise-(92)
فَنُزُلٌ مِن حَميمٍ(93)
kaynar sudan bir ağırlanma-(93)
وَتَصلِيَةُ جَحيمٍ(94)
ve cehennemde yanma...(94)
إِنَّ هٰذا لَهُوَ حَقُّ اليَقينِ(95)
Mutlak gerçek budur.(95)
فَسَبِّح بِاسمِ رَبِّكَ العَظيمِ(96)
Öyleyse Büyük Rabbinin ismini yücelt(96)