Al-Qamar( القمر)
Original,King Fahad Quran Complex(الأصلي,مجمع الملك فهد القرآن)
show/hide
Edip Yüksel(Edip Yüksel)
show/hide
بِسمِ اللَّهِ الرَّحمٰنِ الرَّحيمِ اقتَرَبَتِ السّاعَةُ وَانشَقَّ القَمَرُ(1)
Saat (dünyanın sonu) yaklaştı ve ay yarıldı.(1)
وَإِن يَرَوا ءايَةً يُعرِضوا وَيَقولوا سِحرٌ مُستَمِرٌّ(2)
Bir mucize görseler yüz çevirirler ve, "Süregelen bir büyüdür" derler.(2)
وَكَذَّبوا وَاتَّبَعوا أَهواءَهُم ۚ وَكُلُّ أَمرٍ مُستَقِرٌّ(3)
Yalanladılar; arzularına ve tümüyle statükoya uydular.(3)
وَلَقَد جاءَهُم مِنَ الأَنباءِ ما فيهِ مُزدَجَرٌ(4)
Oysa, kötülüklerini engelleyecek uyarılar dolu haberler kendilerine gelmiş bulunuyor.(4)
حِكمَةٌ بٰلِغَةٌ ۖ فَما تُغنِ النُّذُرُ(5)
Bu üstün bir hikmettir; ancak uyarılar yarar sağlamıyor.(5)
فَتَوَلَّ عَنهُم ۘ يَومَ يَدعُ الدّاعِ إِلىٰ شَيءٍ نُكُرٍ(6)
Onlara aldırma; çağırıcının, görülmemiş ve tanınmamış bir şeye çağıracağı gün,(6)
خُشَّعًا أَبصٰرُهُم يَخرُجونَ مِنَ الأَجداثِ كَأَنَّهُم جَرادٌ مُنتَشِرٌ(7)
Gözleri zillet içinde mezarlardan çıkarlar; tıpkı saçılmış çekirgeler gibi...(7)
مُهطِعينَ إِلَى الدّاعِ ۖ يَقولُ الكٰفِرونَ هٰذا يَومٌ عَسِرٌ(8)
Çağırıcıya doğru koşarlarken, inkarcılar, "Bu zorlu bir gündür," derler.(8)
۞ كَذَّبَت قَبلَهُم قَومُ نوحٍ فَكَذَّبوا عَبدَنا وَقالوا مَجنونٌ وَازدُجِرَ(9)
Onlardan önce de Nuh'un halkı yalanlamıştı. Kulumuzu yalanlayıp, "Delidir" dediler. Nitekim o engellendi.(9)
فَدَعا رَبَّهُ أَنّى مَغلوبٌ فَانتَصِر(10)
Rabbini çağırdı, "Ben yenildim; bana yardım et."(10)
فَفَتَحنا أَبوٰبَ السَّماءِ بِماءٍ مُنهَمِرٍ(11)
Bunun üzerine göğün kapılarını boşanan sularla açtık.(11)
وَفَجَّرنَا الأَرضَ عُيونًا فَالتَقَى الماءُ عَلىٰ أَمرٍ قَد قُدِرَ(12)
Yerden de pınarlar fışkırttık. Nihayet sular, daha önce belirlenmiş seviyeye ulaştılar.(12)
وَحَمَلنٰهُ عَلىٰ ذاتِ أَلوٰحٍ وَدُسُرٍ(13)
Onu ağaç lifleri ile (bağlanmış) kütükler üzerinde taşıdık.(13)
تَجرى بِأَعيُنِنا جَزاءً لِمَن كانَ كُفِرَ(14)
Reddedilmiş olan kişiye bir ödül olarak gözetimimiz altında akıp gidiyordu.(14)
وَلَقَد تَرَكنٰها ءايَةً فَهَل مِن مُدَّكِرٍ(15)
Bunu bir ders olarak bıraktık. Öğüt alan yok mudur?(15)
فَكَيفَ كانَ عَذابى وَنُذُرِ(16)
Cezalandırmam ve uyarılarım nasılmış!(16)
وَلَقَد يَسَّرنَا القُرءانَ لِلذِّكرِ فَهَل مِن مُدَّكِرٍ(17)
Kuran'ı mesaj için kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?(17)
كَذَّبَت عادٌ فَكَيفَ كانَ عَذابى وَنُذُرِ(18)
Ad da yalanladı. Cezalandırmam ve uyarılarım nasılmış!(18)
إِنّا أَرسَلنا عَلَيهِم ريحًا صَرصَرًا فى يَومِ نَحسٍ مُستَمِرٍّ(19)
Uğursuzluk üstüne uğursuzluğa sahip bir günde üzerlerine vahşi bir rüzgar gönderdik.(19)
تَنزِعُ النّاسَ كَأَنَّهُم أَعجازُ نَخلٍ مُنقَعِرٍ(20)
İnsanları, sanki köklerinden koparılmış hurma kötükleriymiş gibi yıkıyordu.(20)
فَكَيفَ كانَ عَذابى وَنُذُرِ(21)
Cezalandırmam ve uyarılarım nasılmış!(21)
وَلَقَد يَسَّرنَا القُرءانَ لِلذِّكرِ فَهَل مِن مُدَّكِرٍ(22)
Kuran'ı mesaj için kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?(22)
كَذَّبَت ثَمودُ بِالنُّذُرِ(23)
Semud da uyarıları yalanladı.(23)
فَقالوا أَبَشَرًا مِنّا وٰحِدًا نَتَّبِعُهُ إِنّا إِذًا لَفى ضَلٰلٍ وَسُعُرٍ(24)
Dediler ki, "Bizden bir insana mı uyalım? O zaman biz sapar ve cehenneme gireriz."(24)
أَءُلقِىَ الذِّكرُ عَلَيهِ مِن بَينِنا بَل هُوَ كَذّابٌ أَشِرٌ(25)
"Mesaj aramızdan ona mı verildi? O, yalancı küstahın biridir."(25)
سَيَعلَمونَ غَدًا مَنِ الكَذّابُ الأَشِرُ(26)
Yalancı küstahın kim olduğunu yarın öğreneceklerdir.(26)
إِنّا مُرسِلُوا النّاقَةِ فِتنَةً لَهُم فَارتَقِبهُم وَاصطَبِر(27)
Deveyi bir sınav olarak göndereceğiz. Onları gözetle, sabırlı ol.(27)
وَنَبِّئهُم أَنَّ الماءَ قِسمَةٌ بَينَهُم ۖ كُلُّ شِربٍ مُحتَضَرٌ(28)
Onlara, suyun (deveyle) aralarında paylaşılacağını bildir. Her içim sırayla sunulacaktır.(28)
فَنادَوا صاحِبَهُم فَتَعاطىٰ فَعَقَرَ(29)
Bir arkadaşlarını çağırdılar, o da çekip (deveyi) kesti.(29)
فَكَيفَ كانَ عَذابى وَنُذُرِ(30)
Cezalandırmam ve uyarılarım nasılmış!(30)
إِنّا أَرسَلنا عَلَيهِم صَيحَةً وٰحِدَةً فَكانوا كَهَشيمِ المُحتَظِرِ(31)
Üzerlerine bir tek patlama gönderdik ve onlar ağılcının topladığı saman yığınına döndüler.(31)
وَلَقَد يَسَّرنَا القُرءانَ لِلذِّكرِ فَهَل مِن مُدَّكِرٍ(32)
Kuran'ı mesaj için kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?(32)
كَذَّبَت قَومُ لوطٍ بِالنُّذُرِ(33)
Lut halkı da uyarıları yalanlamıştı.(33)
إِنّا أَرسَلنا عَلَيهِم حاصِبًا إِلّا ءالَ لوطٍ ۖ نَجَّينٰهُم بِسَحَرٍ(34)
Üzerlerine taş yağdıran bir fırtına gönderdik, yalnız Lut'un ailesini seher vakti kurtardık.(34)
نِعمَةً مِن عِندِنا ۚ كَذٰلِكَ نَجزى مَن شَكَرَ(35)
Katımızdan bir iyilik olarak. Şükredeni işte böyle ödüllendiririz.(35)
وَلَقَد أَنذَرَهُم بَطشَتَنا فَتَمارَوا بِالنُّذُرِ(36)
Onları bu yakalayışımıza karşı uyarmıştı; ancak onlar uyarıları kuşkuyla karşıladılar.(36)
وَلَقَد رٰوَدوهُ عَن ضَيفِهِ فَطَمَسنا أَعيُنَهُم فَذوقوا عَذابى وَنُذُرِ(37)
Onun konuklarına göz diktiler, biz de onları kör ettik. Azabımı ve uyarılarımı tadın bakalım.(37)
وَلَقَد صَبَّحَهُم بُكرَةً عَذابٌ مُستَقِرٌّ(38)
Ertesi gün, yaman bir azap sabahlarını kutladı.(38)
فَذوقوا عَذابى وَنُذُرِ(39)
Azabımı ve uyarılarımı tadın bakalım.(39)
وَلَقَد يَسَّرنَا القُرءانَ لِلذِّكرِ فَهَل مِن مُدَّكِرٍ(40)
Kuran'ı mesaj için kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?(40)
وَلَقَد جاءَ ءالَ فِرعَونَ النُّذُرُ(41)
Firavun'un erkanına da uyarıcılar gitmişti.(41)
كَذَّبوا بِـٔايٰتِنا كُلِّها فَأَخَذنٰهُم أَخذَ عَزيزٍ مُقتَدِرٍ(42)
Tüm mucizelerimizi yalanladılar ve biz de onları En üstün ve her şeye gücü yetenin yakalayışı gibi yakaladık.(42)
أَكُفّارُكُم خَيرٌ مِن أُولٰئِكُم أَم لَكُم بَراءَةٌ فِى الزُّبُرِ(43)
Sizin inkarcılarınız onlarınkinden daha mı iyi? Yoksa kitaplarda kendiniz için bir af ilanına mı rastladınız?(43)
أَم يَقولونَ نَحنُ جَميعٌ مُنتَصِرٌ(44)
Yoksa, "Biz, zafere ulaşacak bir cemaatiz" mi diyorlar?(44)
سَيُهزَمُ الجَمعُ وَيُوَلّونَ الدُّبُرَ(45)
O cemaat bozguna uğratılacak; dönüp kaçacaklar.(45)
بَلِ السّاعَةُ مَوعِدُهُم وَالسّاعَةُ أَدهىٰ وَأَمَرُّ(46)
Saat onları beklemektedir, daha korkunç ve acıdır.(46)
إِنَّ المُجرِمينَ فى ضَلٰلٍ وَسُعُرٍ(47)
Suçlular bir sapıklık ve cehennem içindedir.(47)
يَومَ يُسحَبونَ فِى النّارِ عَلىٰ وُجوهِهِم ذوقوا مَسَّ سَقَرَ(48)
Yüzükoyun ateşe sürüklenecekleri gün: "Cehennemin dokunuşunu tadın."(48)
إِنّا كُلَّ شَيءٍ خَلَقنٰهُ بِقَدَرٍ(49)
Biz her şeyi belli bir ölçüyle yaratmışızdır.(49)
وَما أَمرُنا إِلّا وٰحِدَةٌ كَلَمحٍ بِالبَصَرِ(50)
Buyruğumuz göz kırpması gibi anidir.(50)
وَلَقَد أَهلَكنا أَشياعَكُم فَهَل مِن مُدَّكِرٍ(51)
Sizin benzerlerinizi yok etmiştik. Yok mu öğüt alan?(51)
وَكُلُّ شَيءٍ فَعَلوهُ فِى الزُّبُرِ(52)
Tüm yaptıkları kitaplarda kayıtlıdır.(52)
وَكُلُّ صَغيرٍ وَكَبيرٍ مُستَطَرٌ(53)
Küçük ve büyük hepsi yazılmıştır.(53)
إِنَّ المُتَّقينَ فى جَنّٰتٍ وَنَهَرٍ(54)
Erdemliler, cennetler (bahçeler) ve ırmaklar içindedir.(54)
فى مَقعَدِ صِدقٍ عِندَ مَليكٍ مُقتَدِرٍ(55)
Güçlü Kralın yanında onurlu makamlardadırlar.(55)