Ad-Dukhan( الدخان)
Original,King Fahad Quran Complex(الأصلي,مجمع الملك فهد القرآن)
show/hide
Edip Yüksel(Edip Yüksel)
show/hide
بِسمِ اللَّهِ الرَّحمٰنِ الرَّحيمِ حم(1)
HH. M.(1)
وَالكِتٰبِ المُبينِ(2)
Apaçık olan bu kitaba andolsun.(2)
إِنّا أَنزَلنٰهُ فى لَيلَةٍ مُبٰرَكَةٍ ۚ إِنّا كُنّا مُنذِرينَ(3)
Biz uyarmak için onu kutlu bir gecede indirdik.(3)
فيها يُفرَقُ كُلُّ أَمرٍ حَكيمٍ(4)
Onda tüm bilgelik işleri belirlenir.(4)
أَمرًا مِن عِندِنا ۚ إِنّا كُنّا مُرسِلينَ(5)
Katımızdan bir buyruktur; biz elçiler göndeririz.(5)
رَحمَةً مِن رَبِّكَ ۚ إِنَّهُ هُوَ السَّميعُ العَليمُ(6)
Rabbinden bir rahmet olarak. O İşitendir, Bilendir.(6)
رَبِّ السَّمٰوٰتِ وَالأَرضِ وَما بَينَهُما ۖ إِن كُنتُم موقِنينَ(7)
Göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir. Kesin bir inanca sahipseniz...(7)
لا إِلٰهَ إِلّا هُوَ يُحيۦ وَيُميتُ ۖ رَبُّكُم وَرَبُّ ءابائِكُمُ الأَوَّلينَ(8)
O'ndan başka tanrı yoktur. Yaşatır ve öldürür. Sizin de, önceki atalarınızın da Rabbidir.(8)
بَل هُم فى شَكٍّ يَلعَبونَ(9)
Doğrusu, onlar bir kuşku içinde oynamaktadırlar.(9)
فَارتَقِب يَومَ تَأتِى السَّماءُ بِدُخانٍ مُبينٍ(10)
Göğün apaçık bir dumanı getireceği günü gözetle.(10)
يَغشَى النّاسَ ۖ هٰذا عَذابٌ أَليمٌ(11)
İnsanları çepeçevre saracaktır; bu acı bir azaptır.(11)
رَبَّنَا اكشِف عَنَّا العَذابَ إِنّا مُؤمِنونَ(12)
"Rabbimiz, bizden bu azabı kaldır; biz inanıyoruz."(12)
أَنّىٰ لَهُمُ الذِّكرىٰ وَقَد جاءَهُم رَسولٌ مُبينٌ(13)
Mesaja aldırış etmediler. Halbuki kendilerine apaçık bir elçi gelmişti.(13)
ثُمَّ تَوَلَّوا عَنهُ وَقالوا مُعَلَّمٌ مَجنونٌ(14)
Sonra ondan yüz çevirdiler ve, "Öğrenim görmüş bir deli!" dediler.(14)
إِنّا كاشِفُوا العَذابِ قَليلًا ۚ إِنَّكُم عائِدونَ(15)
Biz azabı birazcık kaldıracağız; ama siz yine döneceksiniz.(15)
يَومَ نَبطِشُ البَطشَةَ الكُبرىٰ إِنّا مُنتَقِمونَ(16)
Asıl o büyük yakalama ile yakaladığımızda öc alırız.(16)
۞ وَلَقَد فَتَنّا قَبلَهُم قَومَ فِرعَونَ وَجاءَهُم رَسولٌ كَريمٌ(17)
Onlardan önce Firavun'un halkını sınamıştık; onlara şerefli bir elçi gitmişti:(17)
أَن أَدّوا إِلَىَّ عِبادَ اللَّهِ ۖ إِنّى لَكُم رَسولٌ أَمينٌ(18)
"Ey ALLAH'ın kulları, bana kulak verin. Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."(18)
وَأَن لا تَعلوا عَلَى اللَّهِ ۖ إِنّى ءاتيكُم بِسُلطٰنٍ مُبينٍ(19)
"ALLAH'a karşı ululanmayın. Ben size apaçık bir delille gelmiş bulunuyorum."(19)
وَإِنّى عُذتُ بِرَبّى وَرَبِّكُم أَن تَرجُمونِ(20)
"Sizin beni taşlamanızdan, benim Rabbime ve sizin Rabbinize sığınıyorum."(20)
وَإِن لَم تُؤمِنوا لى فَاعتَزِلونِ(21)
"Bana inanmıyorsanız, bari beni yalnız bırakın."(21)
فَدَعا رَبَّهُ أَنَّ هٰؤُلاءِ قَومٌ مُجرِمونَ(22)
Ve, "Bunlar suçlu bir topluluk,"diye Rabbine yalvardı.(22)
فَأَسرِ بِعِبادى لَيلًا إِنَّكُم مُتَّبَعونَ(23)
"Kullarımla geceleyin yola çık. Siz izleniyorsunuz."(23)
وَاترُكِ البَحرَ رَهوًا ۖ إِنَّهُم جُندٌ مُغرَقونَ(24)
"Denizi yarılmış olarak terket. Onlar boğulmaya mahkum bir ordudur."(24)
كَم تَرَكوا مِن جَنّٰتٍ وَعُيونٍ(25)
Onlar geride neler bırakmışlardı: Bahçeler, pınarlar,(25)
وَزُروعٍ وَمَقامٍ كَريمٍ(26)
Ekinler ve yüksek makamlar,(26)
وَنَعمَةٍ كانوا فيها فٰكِهينَ(27)
Ve içinde sefa sürdükleri nice nimetler...(27)
كَذٰلِكَ ۖ وَأَورَثنٰها قَومًا ءاخَرينَ(28)
Böylece hepsini başka bir topluluğa miras bıraktık.(28)
فَما بَكَت عَلَيهِمُ السَّماءُ وَالأَرضُ وَما كانوا مُنظَرينَ(29)
Ne gök ve ne de yer onlara ağladı; ertelenmediler de.(29)
وَلَقَد نَجَّينا بَنى إِسرٰءيلَ مِنَ العَذابِ المُهينِ(30)
İsrailoğullarını alçaltıcı zulümden kurtarmıştık;(30)
مِن فِرعَونَ ۚ إِنَّهُ كانَ عالِيًا مِنَ المُسرِفينَ(31)
Firavun'dan. O, azgın bir diktatör idi.(31)
وَلَقَدِ اختَرنٰهُم عَلىٰ عِلمٍ عَلَى العٰلَمينَ(32)
Tüm halkın arasından özellikle onları seçtik.(32)
وَءاتَينٰهُم مِنَ الءايٰتِ ما فيهِ بَلٰؤٌا۟ مُبينٌ(33)
Ve onlara, açık bir sınav olarak mucizeler verdik.(33)
إِنَّ هٰؤُلاءِ لَيَقولونَ(34)
Şunlar da diyorlar ki:(34)
إِن هِىَ إِلّا مَوتَتُنَا الأولىٰ وَما نَحنُ بِمُنشَرينَ(35)
"Sadece bir kez ölürüz; dirilecek değiliz."(35)
فَأتوا بِـٔابائِنا إِن كُنتُم صٰدِقينَ(36)
"Doğru sözlüler iseniz, atalarımızı geri getirin."(36)
أَهُم خَيرٌ أَم قَومُ تُبَّعٍ وَالَّذينَ مِن قَبلِهِم ۚ أَهلَكنٰهُم ۖ إِنَّهُم كانوا مُجرِمينَ(37)
Onlar mı, yoksa Tubba' halkı ve onlardan öncekiler mi daha iyidir? Suçlu oldukları için onları yok etmiştik.(37)
وَما خَلَقنَا السَّمٰوٰتِ وَالأَرضَ وَما بَينَهُما لٰعِبينَ(38)
Biz, gökler, yer ve aralarındakileri oyun eğlence için yaratmadık.(38)
ما خَلَقنٰهُما إِلّا بِالحَقِّ وَلٰكِنَّ أَكثَرَهُم لا يَعلَمونَ(39)
Biz onları ancak belli bir amaca göre yarattık. Ne var ki onların çoğu bilmezler.(39)
إِنَّ يَومَ الفَصلِ ميقٰتُهُم أَجمَعينَ(40)
Hepsi Karar Günü topluca buluşacaklardır.(40)
يَومَ لا يُغنى مَولًى عَن مَولًى شَيـًٔا وَلا هُم يُنصَرونَ(41)
O gün dost, dostunu hiç bir şeyden koruyamaz ve yardım da görmezler.(41)
إِلّا مَن رَحِمَ اللَّهُ ۚ إِنَّهُ هُوَ العَزيزُ الرَّحيمُ(42)
Yalnız ALLAH'ın merhamet ettikleri hariç. O Üstündür, Rahimdir.(42)
إِنَّ شَجَرَتَ الزَّقّومِ(43)
Elbette, zakkum ağacı(43)
طَعامُ الأَثيمِ(44)
Günahkarın yiyeceğidir.(44)
كَالمُهلِ يَغلى فِى البُطونِ(45)
Derişik asit gibi ve midelerde kaynayacaktır(45)
كَغَلىِ الحَميمِ(46)
Sıcak suyun kaynaması gibi.(46)
خُذوهُ فَاعتِلوهُ إِلىٰ سَواءِ الجَحيمِ(47)
Onu yakalayın ve cehennemin ortasına sürükleyin.(47)
ثُمَّ صُبّوا فَوقَ رَأسِهِ مِن عَذابِ الحَميمِ(48)
Sonra başına kaynar su azabından dökün.(48)
ذُق إِنَّكَ أَنتَ العَزيزُ الكَريمُ(49)
"Tad bakalım; sen çok üstün ve şerefliydin!"(49)
إِنَّ هٰذا ما كُنتُم بِهِ تَمتَرونَ(50)
"Bu, işte kuşkulanıp durduğunuz şeydir."(50)
إِنَّ المُتَّقينَ فى مَقامٍ أَمينٍ(51)
Erdemli olanlar ise güvenlikli bir makamdadırlar.(51)
فى جَنّٰتٍ وَعُيونٍ(52)
Bahçeler ve pınarlar içerisinde.(52)
يَلبَسونَ مِن سُندُسٍ وَإِستَبرَقٍ مُتَقٰبِلينَ(53)
İpek ve atlastan giysiler içinde karşılıklı otururlar.(53)
كَذٰلِكَ وَزَوَّجنٰهُم بِحورٍ عينٍ(54)
Bu böyledir; onlara güzel eşler vermişizdir.(54)
يَدعونَ فيها بِكُلِّ فٰكِهَةٍ ءامِنينَ(55)
Tam bir güvenlik içinde her meyveyi isterler.(55)
لا يَذوقونَ فيهَا المَوتَ إِلَّا المَوتَةَ الأولىٰ ۖ وَوَقىٰهُم عَذابَ الجَحيمِ(56)
Orada, ilk ölümden başka ölüm tatmazlar. Onları cehennem azabından korumuştur.(56)
فَضلًا مِن رَبِّكَ ۚ ذٰلِكَ هُوَ الفَوزُ العَظيمُ(57)
Rabbinin bir lütfu olarak. İşte büyük zafer budur.(57)
فَإِنَّما يَسَّرنٰهُ بِلِسانِكَ لَعَلَّهُم يَتَذَكَّرونَ(58)
Öğüt alsınlar diye senin dilinle onu kolaylaştırdık.(58)
فَارتَقِب إِنَّهُم مُرتَقِبونَ(59)
Öyleyse bekle; onlar da beklemektedirler.(59)