Az-Zariyat( الذاريات)
Original,King Fahad Quran Complex(الأصلي,مجمع الملك فهد القرآن)
show/hide
Diyanet Vakfi(Diyanet Vakfı)
show/hide
بِسمِ اللَّهِ الرَّحمٰنِ الرَّحيمِ وَالذّٰرِيٰتِ ذَروًا(1)
Tozdurup savuranlara,(1)
فَالحٰمِلٰتِ وِقرًا(2)
Yükünü yüklenenlere,(2)
فَالجٰرِيٰتِ يُسرًا(3)
Kolayca süzülenlere,(3)
فَالمُقَسِّمٰتِ أَمرًا(4)
İşleri ayıranlara andolsun ki,(4)
إِنَّما توعَدونَ لَصادِقٌ(5)
Size vadedilen, kesinlikle doğrudur.(5)
وَإِنَّ الدّينَ لَوٰقِعٌ(6)
Ve ceza mutlaka vuku bulacaktır.(6)
وَالسَّماءِ ذاتِ الحُبُكِ(7)
İçinde yörüngeleri olan göğe andolsun ki,(7)
إِنَّكُم لَفى قَولٍ مُختَلِفٍ(8)
Siz çelişkili sözler söylüyorsunuz.(8)
يُؤفَكُ عَنهُ مَن أُفِكَ(9)
Ondan (Kur'an'dan veya imandan) dönen döndürülür (engellenmez).(9)
قُتِلَ الخَرّٰصونَ(10)
Kahrolsun o koyu yalancılar!(10)
الَّذينَ هُم فى غَمرَةٍ ساهونَ(11)
Onlar koyu bir cehalet içerisinde kalmış gafillerdir.(11)
يَسـَٔلونَ أَيّانَ يَومُ الدّينِ(12)
Ceza gününün ne zaman olduğunu sorarlar.(12)
يَومَ هُم عَلَى النّارِ يُفتَنونَ(13)
O gün onlar ateşe sokulacaklardır.(13)
ذوقوا فِتنَتَكُم هٰذَا الَّذى كُنتُم بِهِ تَستَعجِلونَ(14)
Azabınızı tadın! Acele gelmesini beklediğiniz şey budur işte! (denir.)(14)
إِنَّ المُتَّقينَ فى جَنّٰتٍ وَعُيونٍ(15)
Şüphesiz ki Allah'a isyandan sakınanlar, cennetlerde ve pınar başlarında bulunacaklar.(15)
ءاخِذينَ ما ءاتىٰهُم رَبُّهُم ۚ إِنَّهُم كانوا قَبلَ ذٰلِكَ مُحسِنينَ(16)
Rablerinin kendilerine verdiğini alarak. Kuşkusuz onlar, bundan önce dünyada güzel davrananlardı.(16)
كانوا قَليلًا مِنَ الَّيلِ ما يَهجَعونَ(17)
Geceleri pek az uyurlardı.(17)
وَبِالأَسحارِ هُم يَستَغفِرونَ(18)
Seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi.(18)
وَفى أَموٰلِهِم حَقٌّ لِلسّائِلِ وَالمَحرومِ(19)
Mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı.(19)
وَفِى الأَرضِ ءايٰتٌ لِلموقِنينَ(20)
Kesin olarak inananlar için yeryüzünde ayetler vardır.(20)
وَفى أَنفُسِكُم ۚ أَفَلا تُبصِرونَ(21)
Kendi nefislerinizde de öyle. Görmüyor musunuz?(21)
وَفِى السَّماءِ رِزقُكُم وَما توعَدونَ(22)
Semada da rızkınız ve size vadedilen başka şeyler vardır.(22)
فَوَرَبِّ السَّماءِ وَالأَرضِ إِنَّهُ لَحَقٌّ مِثلَ ما أَنَّكُم تَنطِقونَ(23)
Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki bu vaad, sizin konuşmanız gibi kesin ve gerçektir.(23)
هَل أَتىٰكَ حَديثُ ضَيفِ إِبرٰهيمَ المُكرَمينَ(24)
İbrahim'in ağırlanan misafirlerinin haberi sana geldi mi? (Bunlar meleklerdi.)(24)
إِذ دَخَلوا عَلَيهِ فَقالوا سَلٰمًا ۖ قالَ سَلٰمٌ قَومٌ مُنكَرونَ(25)
Onlar İbrahim'in yanına girmişler, selam vermişlerdi. İbrahim de selamı almış, içinden, "Bunlar, yabancılar" demişti.(25)
فَراغَ إِلىٰ أَهلِهِ فَجاءَ بِعِجلٍ سَمينٍ(26)
Hemen ailesinin yanına giderek semiz bir dana (kebabını) getirmiş,(26)
فَقَرَّبَهُ إِلَيهِم قالَ أَلا تَأكُلونَ(27)
Onların önüne koyup "Yemez misiniz?" demişti.(27)
فَأَوجَسَ مِنهُم خيفَةً ۖ قالوا لا تَخَف ۖ وَبَشَّروهُ بِغُلٰمٍ عَليمٍ(28)
Derken onlardan korkmaya başladı. "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğlan çocuğu müjdelediler.(28)
فَأَقبَلَتِ امرَأَتُهُ فى صَرَّةٍ فَصَكَّت وَجهَها وَقالَت عَجوزٌ عَقيمٌ(29)
Karısı çığlık atarak geldi. Elini yüzüne çarparak: "Ben kısır bir kocakarıyım!" dedi.(29)
قالوا كَذٰلِكِ قالَ رَبُّكِ ۖ إِنَّهُ هُوَ الحَكيمُ العَليمُ(30)
Onlar: "Bu böyledir. Rabbin söylemiştir. O, hikmet sahibidir, bilendir" dediler.(30)
۞ قالَ فَما خَطبُكُم أَيُّهَا المُرسَلونَ(31)
(İbrahim:) O halde işiniz nedir, ey elçiler? dedi.(31)
قالوا إِنّا أُرسِلنا إِلىٰ قَومٍ مُجرِمينَ(32)
"Biz, dediler, suçlu bir kavme gönderildik."(32)
لِنُرسِلَ عَلَيهِم حِجارَةً مِن طينٍ(33)
"Üzerlerine çamurdan taş yağdırmaya (geldik)."(33)
مُسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَ لِلمُسرِفينَ(34)
(Bu taşlar,) aşırı gidenler için Rabbinin katında işaretlenmiş (taşlardır).(34)
فَأَخرَجنا مَن كانَ فيها مِنَ المُؤمِنينَ(35)
Bunun üzerine orada bulunan müminleri çıkardık.(35)
فَما وَجَدنا فيها غَيرَ بَيتٍ مِنَ المُسلِمينَ(36)
Zaten orada müslümanlardan, bir ev halkından başka kimse bulmadık.(36)
وَتَرَكنا فيها ءايَةً لِلَّذينَ يَخافونَ العَذابَ الأَليمَ(37)
Acı azaptan korkanlar için orada bir işaret bıraktık.(37)
وَفى موسىٰ إِذ أَرسَلنٰهُ إِلىٰ فِرعَونَ بِسُلطٰنٍ مُبينٍ(38)
Musa'da da (ibretler vardır). Onu apaçık bir delil ile Firavun'a göndermiştik.(38)
فَتَوَلّىٰ بِرُكنِهِ وَقالَ سٰحِرٌ أَو مَجنونٌ(39)
Firavun ordusuyla birlikte yüz çevirmiş: "O, bir büyücüdür veya bir delidir" demişti.(39)
فَأَخَذنٰهُ وَجُنودَهُ فَنَبَذنٰهُم فِى اليَمِّ وَهُوَ مُليمٌ(40)
Nihayet onu da ordularını da yakalayıp denize attık, bu sırada kendini kınayıp duruyordu.(40)
وَفى عادٍ إِذ أَرسَلنا عَلَيهِمُ الرّيحَ العَقيمَ(41)
Ad kavminde de (ibretler vardır). Onlara kasıp kavuran rüzgarı göndermiştik.(41)
ما تَذَرُ مِن شَيءٍ أَتَت عَلَيهِ إِلّا جَعَلَتهُ كَالرَّميمِ(42)
Üzerinden geçtiği şeyi canlı bırakmıyor, onu kül edip savuruyordu.(42)
وَفى ثَمودَ إِذ قيلَ لَهُم تَمَتَّعوا حَتّىٰ حينٍ(43)
Semud kavminde de (ibretler vardır). Onlara: Bir süreye kadar faydalanın, denmişti.(43)
فَعَتَوا عَن أَمرِ رَبِّهِم فَأَخَذَتهُمُ الصّٰعِقَةُ وَهُم يَنظُرونَ(44)
Rablerinin emrine karşı geldiler. Bu yüzden, bakıp dururlarken onları yıldırım çarpıverdi.(44)
فَمَا استَطٰعوا مِن قِيامٍ وَما كانوا مُنتَصِرينَ(45)
Ayağa kalkacak güçleri kalmamış, yardım edenleri de olmamıştı.(45)
وَقَومَ نوحٍ مِن قَبلُ ۖ إِنَّهُم كانوا قَومًا فٰسِقينَ(46)
Bunlardan önce de Nuh kavmini helak etmiştik. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir toplum idiler.(46)
وَالسَّماءَ بَنَينٰها بِأَيي۟دٍ وَإِنّا لَموسِعونَ(47)
Göğü kendi ellerimizle biz kurduk ve biz (onu) elbette genişleticiyiz.(47)
وَالأَرضَ فَرَشنٰها فَنِعمَ المٰهِدونَ(48)
Yeri de döşedik. (Bak) ne güzel döşeyiciyiz!(48)
وَمِن كُلِّ شَيءٍ خَلَقنا زَوجَينِ لَعَلَّكُم تَذَكَّرونَ(49)
Her şeyden de çift çift yarattık ki, düşünüp öğüt alasınız.(49)
فَفِرّوا إِلَى اللَّهِ ۖ إِنّى لَكُم مِنهُ نَذيرٌ مُبينٌ(50)
O halde Allah'a koşun. Çünkü ben, size O'nun katından (gelmiş) açık bir uyarıcıyım.(50)
وَلا تَجعَلوا مَعَ اللَّهِ إِلٰهًا ءاخَرَ ۖ إِنّى لَكُم مِنهُ نَذيرٌ مُبينٌ(51)
Allah ile beraber başka bir tanrı edinmeyin. Zira ben size O'nun tarafından (gelmiş) açık bir uyarıcıyım.(51)
كَذٰلِكَ ما أَتَى الَّذينَ مِن قَبلِهِم مِن رَسولٍ إِلّا قالوا ساحِرٌ أَو مَجنونٌ(52)
İşte böylece, onlardan öncekilere her hangi bir peygamber geldiğinde hemen: O, bir büyücüdür veya delidir, dediler.(52)
أَتَواصَوا بِهِ ۚ بَل هُم قَومٌ طاغونَ(53)
Bunu (nesilden nesile) birbirlerine vasiyet mi ettiler? Doğrusu onlar azgın bir topluluktur.(53)
فَتَوَلَّ عَنهُم فَما أَنتَ بِمَلومٍ(54)
Artık onlara aldırma. (Davete uymamalarından dolayı) sen kınanacak değilsin.(54)
وَذَكِّر فَإِنَّ الذِّكرىٰ تَنفَعُ المُؤمِنينَ(55)
Sen yine de öğüt ver. Çünkü öğüt müminlere fayda verir.(55)
وَما خَلَقتُ الجِنَّ وَالإِنسَ إِلّا لِيَعبُدونِ(56)
Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.(56)
ما أُريدُ مِنهُم مِن رِزقٍ وَما أُريدُ أَن يُطعِمونِ(57)
Ben onlardan rızık istemiyorum. Beni doyurmalarını da istemiyorum.(57)
إِنَّ اللَّهَ هُوَ الرَّزّاقُ ذُو القُوَّةِ المَتينُ(58)
Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır.(58)
فَإِنَّ لِلَّذينَ ظَلَموا ذَنوبًا مِثلَ ذَنوبِ أَصحٰبِهِم فَلا يَستَعجِلونِ(59)
Muhakkak ki bu zulmedenlerin de, geçmişlerinin payı gibi (azaptan) bir payları vardır! O halde acele etmesinler!(59)
فَوَيلٌ لِلَّذينَ كَفَروا مِن يَومِهِمُ الَّذى يوعَدونَ(60)
Başlarına gelecek (acı) günlerinden dolayı vay o kafirlerin haline!(60)